
Pera Müzesi, “Kuralların Dışında” film programı kapsamında bizi 1967 yılının Münih sokaklarına, toplumsal tabuların sarsılmaya başladığı o puslu ama renkli döneme götürüyor. Alman sinemasının ilk feminist yapıtı olarak kabul edilen Dokuz Canlı Kedi (Neun Leben hat die Katze), modern kadının özgürlük arayışını sadece bir hikâye olarak değil, görsel bir manifesto olarak sunuyor.
Eğer pazar gününüzü (15 Mart) sinema tarihinin en cesur kırılma noktalarından birine tanıklık ederek geçirmek isterseniz, bu gösterim kaçırılmaması gereken bir randevu.
Filmin merkezinde iki kadın var: Fransız Anne ve gazeteci arkadaşı Katharina. Hikâye, sıradan bir şehir gezisi gibi başlar; kafeler, partiler, flörtler ve Münih’in canlı atmosferi… Ancak her yeni mekân ve her yeni tanışıklık, sohbeti kaçınılmaz bir noktaya taşır: Kadın olmak ve gerçekten özgür olabilmek.
Sohbetler derinleştikçe; aşkın, paranın ve ilişkilerin erkek egemen düzen içindeki “görünmez sınırları” birer birer masaya yatırılır. Karakterler sadece dünyayı gezmez, aynı zamanda kendi benliklerinin ve sistemin onlara biçtiği rollerin sınırlarını didik didik ederler.
Yönetmen Ula Stöckl, bu ilk filmiyle sadece tematik değil, teknik bir devrim de yapar. Fransız Yeni Dalgası etkisindeki kurgusuyla dikkat çeken yapım, şu özellikleriyle sinemaseverleri büyülüyor:
Belgesel Tarzı Sahneleme: Şehrin gerçek dokusunu hissettiren, samimi ve ham görüntüler.
Sürreal Ara Sekanslar: Kadınların iç dünyasını ve bilinçaltını yansıtan, gerçekliği büken sahneler.
Technicolor Estetiği: 60’ların o kendine has, canlı ve doygun renk dünyası.
Özellikle yarınki seans, festivalin ruhunu yakalamak için son şanslardan biri.
Tarih: 15 Mart 2026 / 15.00 (Pazar)
Yönetmen: Ula Stöckl
Format: Batı Almanya, 1968, 91′, DCP, Renkli
Dil: Almanca; Türkçe altyazılı
Dokuz Canlı Kedi, feminizmi bir ders kitabı gibi değil, yaşayan bir deneyim gibi anlatıyor. Karakterlerin arasındaki kadın dayanışması ve entelektüel derinlik, 1968 ruhunun sinemadaki en rafine karşılıklarından biri. Bugün hâlâ güncelliğini koruyan “Özgürlüğün bedeli nedir?” sorusunu, Technicolor bir rüyanın içinde sormak isteyen her sinemasever Pera Müzesi’ndeki yerini almalı.






