
📍 Ciccillo Matarazzo Pavyonu, Parque Ibirapuera, São Paulo
📅 11 Ocak 2026 tarihine kadar devam edecek
36.São Paulo Bienali açılışını 5 Eylül’de şiir okumaları, canlı performanslar ve ritüel eşlikli bir geçit töreniyle yaptı. Sessizlik ve içe dönük bir düşünme alanı yaratmayı amaçlayan bienal, aynı zamanda Brezilya’daki siyasi dalgalanmaların gölgesinde şekillendi. Ana küratör Bonaventure Soh Bejeng Ndikung ve ekibi (Alya Sebti, Anna Roberta Goetz, Thiago de Paula Souza, Keyna Eleison), bu yılki sergiyi Conceição Evaristo’nun “Da calma e do silêncio” (1990) şiirinden esinle kurguladı: “Yalnızca şiirin sessizliğiyle içine girilebilecek batık dünyalar vardır.”
Bienal, doğrudan protest yerine sessizlik ve duyumsal farkındalık aracılığıyla küresel çatışmaları, dehumanizasyonu ve kırılganlıkları ele alıyor. Bu yaklaşım, özellikle Afrika kökenli ve siyah Brezilyalı sanatçıların görünürlüğünü öne çıkaran sergi seçkisinde kendini gösteriyor.
Filistinli sanatçı Noor Abed ve Lübnanlı sanatçı Haig Aivazian’ın “Nothing Will Remain Other Than the Thorn Lodged in the Throat of this World” (2025) adlı performansı, mermilerin vızıltısından kedilerin iyileştirici mırıltılarına uzanan seslerle bir savaş atmosferini yeniden kurdu. Performans, bedenler arası empatiyi titreşimler üzerinden düşündürerek, sesin şifa potansiyelini ön plana çıkardı.
Frank Bowling’in 1960’larda başlayan South America serisi, pan-Latin-Amerikan dayanışmasının görsel bir ifadesi olarak sergide öne çıktı. Soyut resimleri, Afrika ve Avrupa kültürlerinin Güney Amerika bağlamında nasıl iç içe geçtiğini hatırlatıyor. Bu seçim, bienalin tarihsel bağların yeniden kurulabileceği umuduna işaret ediyor.

Bienalin metaforlarından biri kıyı deltaları; nehirlerin okyanusla buluştuğu estuariler. Forensic Architecture’ın Delta-Delta: People’s Court (2025) çalışması, Nijerya’daki Shell petrol kirliliğini tanıklıklarla görünür kılıyor. Emeka Ogboh’un The Way the Earthly Things Are Going (2025) işi ise koro, duman ve kütüklerle ekolojik yıkımın duyusal boyutlarını işliyor.
Nádia Taquary’nin Certão Negro arşiv bölümü, Afro-Brezilyalı toplulukların tarihsel hafızasını sunarken, Precious Okoyomon’un Northeastern Brezilya toprağından oluşturduğu Sun of Consciousness (2025) bahçesi izleyiciyi organik yollarla serginin içine davet ediyor. Böylece bienal, dolaşmayı ve tekrar tekrar geri dönmeyi teşvik eden akışkan bir sergi kurgusu yaratıyor.

Sergi metinleri ve bölüm başlıkları kimi ziyaretçiler için ağır ve dağınık bir deneyim sunsa da, mekânın akışkan düzeni bienalin “nehir gibi kıvrılan” yapısını güçlendiriyor. Bazı işler, özellikle ses temelli olanlar, kalabalık çekildikçe kendini daha derinden hissettirecek nitelikte.
Bienalin dışında Casa do Povo’daki Marcelo Evelin’in Batucada (2014/25) performansı, metal kapaklara vurulan ritimler ve bedenlerin anarşik enerjisiyle bambaşka bir atmosfer sundu. Bu çalışma, bienalin sakin ve sessiz kurgusuna karşı bir provokasyon olarak okunabilir: direnişin doğaçlamayla da mümkün olduğunu hatırlatan kolektif bir enerji.
36.São Paulo Bienali, sessizliği bir estetik tercih değil, bir direniş biçimi olarak kurguluyor. Fakat bu sessizlik, çevresindeki politik ve toplumsal gürültüyü tamamen susturmuyor; aksine, fırtına öncesi bir yoğunlaşmaya işaret ediyor.






