
Victoria Miro Projects, 3o Haziran 2026
Bir kez boyandıktan sonra bir tablonun geri dönüşü yoktur. Boyayı kazıyabilirsiniz, üzerine yenisini sürebilirsiniz, tuvalden kaldırabilirsiniz — ama o an artık orada değildir. Seramik yapmak ise farklı bir kaygı: Fırına koyduktan sonra renk, yüzey ve form artık sizin elinizde değildir. Bu süreç, belirli bir teslimiyet gerektiriyor. Ve tam da bu teslimiyet, Yulia Iosilzon’un pratiğinin tam merkezine oturuyor.
Sergiye eşlik eden metinde eleştirmen Rebecca Birrell şöyle yazıyor:
“Özgün imge silinir ve yeniden kurulur; bu, bir dönüşüm metaforu. Iosilzon’un pratiğinin odağında yer alan insanların, hayvanların ve çevrelerinin açık uçlu dönüşümleri.”
Bu cümle aslında başka bir şey söylüyor: Iosilzon’un işleri hiçbir zaman bitmemiş; aksine sürekli bir yeniden oluşum halindeler.
Resim ve seramik arasında şekillenen pratiğinde Iosilzon, figürlerin ve manzaraların sürekli bir dönüşüm halinde var olduğu sürükleyici ortamlar inşa ediyor. Sanat tarihi, İncil ve mitolojik referanslardan beslenen yeni çalışmaları; anlatının açık kaldığı ve anlamın ilişkilendirme yoluyla ortaya çıktığı akıcı, alegorik mekânlar olarak açılıyor.
Sergi, Iosilzon için teknik olarak da önemli bir dönüşümü temsil ediyor. Ayrı biçimde şekillendirilmiş seramik karolar üzerine boyama yapmak, bu pratiğin son dönemde geliştirilmiş özgün bir yöntemi. Birrell’ın deyişiyle:
“Fırında bir teslimiyet unsuru var ve Helen Frankenthaler’ın ıslatma-boyama tekniğinde olduğu gibi —ki Iosilzon için önemli bir referans noktasıdır— riske ve onun beklenmedik ödüllerine açıklık söz konusu.”
Bu seramik parçalar, daha sonra sanatçının ilk çizimlerini yansıtan yapılara titizlikle monte ediliyor; bu süreç, sır denemeciliğinin öngörülemezliği ile boyama mimarisinin zorunlu hassasiyeti arasındaki denge tarafından güçlendiriliyor. Bu karmaşık ve birbirine kilitlenmiş biçimler aracılığıyla çalışmalar; algının bulanıklaştığı ve tekil anlamın erişilmez kaldığı, sürekli değişen bir alan sunuyor.
Güneşler, yaylar ve organik formlar gibi tekrarlayan motifler kompozisyonları şekillendiriyor. Sanatçının kendi ifadesiyle bu motifler, yüzeyi “neredeyse canlı bir semboller ve işaretler ekosistemi gibi” hareketlendiriyor. Sergi boyunca figürler, rüya gibi geniş arazilerde değişken varlıklar olarak beliriyor; çevreler kendi içine kıvrılıyor, gökyüzünü toprağa, geçiciliği ise kalıcılığa karıştırıyor.
Iosilzon, figürasyonu hiçbir zaman tek bir nihai sonuca çözümlemiyor. Anlamı tam kenar noktasına getiriyor, orada asılı bırakıyor ve anlatıyı devam ettirme görevini izleyiciye devrediyor. Bu, Londra’nın 2026’daki en tutarlı genç seslerinden birinin on ikinci Victoria Miro Projects gösteriminde de tüm gücüyle süren bir tutum.






