Tarihsel Çatlakların Eşzamanlı Gürültüsü: Rome–Tehran: Parallel Avantgardes

TowerLondraSokak1 ay önce128 Tıklanmalar

Ab-Anbar, Londra • 4 Haziran – 12 Temmuz 2026

Karşımızdaki sergi sadece estetik bir tesadüf ya da biçimsel bir benzerlik değil; iki farklı toplumun yaşadığı derin bir tarihsel kırılmanın ortak yankısı. Bir tarafta totaliter rejimin ve İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından, yıkımından sağ çıkan bir İtalya; diğer tarafta ise dış müdahaleler, darbeler ve iç baskıyla nefesi kesilen bir İran… İki coğrafya da modernitenin vadettiği o parlak geleceğin çöktüğü, siyasetin bütünüyle güvenilmezleştiği bir “tarihsel çatlak” anını paylaşıyordu. Modernite bir ilerleme değil de bir kopuş ve travma olarak yaşandığında, dünyanın iki ayrı ucunda birbirine akraba duygusal durumlar tetiklenir: Derin bir yabancılaşma, kayıp hissi ve formu sıfırdan kurma zorunluluğu.

İşte bu duygusal ve algısal akrabalık; İtalyan modernizminin devleri Afro, Alberto Burri, Luigi Boille, Carla Accardi ve Mirko’nun karşısına; İran çağdaş sanatının omurgasını oluşturan Bahman Mohassess, Behjat Sadr, Parviz Tanavoli, Marcos Grigorian ve Mohsen Vaziri‑Moghaddam’ı koyarak somutlaşıyor. 1950’lerin Roma’sı bu isimler için hiyerarşik bir sömürge okulu değildi; aksine, herkesin kendi tarihsel bagajıyla katıldığı, yatay ve kuralsız bir estetik laboratuvardı.

Akademiyi Baltalamak, Kurumları Hacklemek

İranlı sanatçılar Roma’da edindikleri modern dili ülkelerine döndüklerinde edilgen birer taklitçi gibi kullanmadılar; aksine onu kendi kurallarıyla ve tamamen radikal bir biçimde dönüştürdüler. 1956 ve 1958 Venedik Bienallerine katılarak İtalyan meslektaşlarıyla aynı eleştirel düzlemde boy ölçüştüler. Daha da önemlisi, Marcos Grigorian’ın 1958’de ilk Tahran Bienali’ni kurması, Tahran’ı uluslararası sanat ağında kendi başına enerji üreten bağımsız bir merkeze dönüştürdü.

İtalya’dan dönen Mohsen Vaziri-Moghaddam ve Behjat Sadr gibi isimler ise Tahran Üniversitesi’nde hocalık yapmaya başlayarak sanat eğitimini kökünden sarstılar. Akademinin o tozlu, klasik reprodüksiyon (kopyacılık) pedagojisini baltalayıp yerine malzemenin çiğliğine, kumlara ve sürece dayalı deneysel bir metot getirdiler.

“Avant-Garde” Kelimesini Geri Almak

Ab-Anbar, adını Farsça’da su haznesi anlamına gelen kelimeden alan, marjinal alanların merkeze bağımlı olmadığını, aksine bilginin bizzat kendisini üreten hayati vahalar olduğunu savunan inatçı bir mekân. Sergi, “avant-garde” kavramını Batı’nın tekelinden alarak üç ayak üzerinden yeniden inceliyor:

Biçimsel Kopuş: Temsilden ve figürden kaçıp malzemenin ham gerçekliğine ve sürecine sığınma.

Kurumsal Eleştiri: Yerleşik sanat kanonlarına ve galerilerin sınırlarına meydan okuma.

Kültürel Çeviri: Uluslararası modernizmin kodlarını alıp yerel bir direniş diline dönüştürme eylemi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa deneyselliği, Batı’nın dünyaya lütfettiği bir anlatı değil; siyasi ideallerin kırıldığı, kimliklerin sarsıldığı anlarda insanın ifade biçimlerini yeniden inşa etme konusundaki o ortak, evrensel çaresizliği ve direncidir. Tarih kayıtlarının bugüne kadar ısrarla eksik yazdığı bu muazzam Euro-Asya modernizminin ağırlığını hissetmek ve “avant-garde” kelimesinin arkasındaki Batı merkezli varsayımlarla gerçekten hesaplaşmak için bu yaz Fitzrovia’da soluklanmaya değer.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3