
Berlin’deki Galerie Neu’nun kapısından içeri adım attığınızda sizi önce tekinsiz bir sessizlik, ardından camın ve metalin soğuk parıltısı karşılıyor. Kanadalı sanatçı Jeremy Shaw, galerideki ilk kişisel sergisi “Half-Life of Grace” ile zihnin ötesine geçme arzusunu, bilimin soğukkanlı dili ve inanç sembollerinin enkazıyla buluşturuyor. 10 Eylül – 7 Kasım 2026 tarihlerinde izlenebilecek sergi; radyoaktif bileşenler, kullanımı sonlandırılmış ayin nesneleri ve psikoaktif kalıntılar üzerinden insanlığın “aşkın olanı” yakalama çabasını mercek altına alıyor.
Galerinin ilk odasında, duvara sabitlenmiş üç hassas cam heykel duruyor. Borosilikat camın alevle şekillendirilmesiyle üretilen bu formlar, matematiğin sonsuz döngüsünü simgeleyen dördüncü boyut kavramı Klein şişelerinden oluşuyor. Kendi içine katlanan, başı ve sonu olmayan bu yapının şeffaf haznelerinde ise görünmeyen ama varlığı hissedilen tekinsiz bir kalıntı gizli: Buharlaştırılmış DMT (dimetiltriptamin). Zihnin sınırlarını esneten, insana gerçekliğin ötesinde algı boyutları açan bu güçlü psikoaktif maddenin kimyasal tortusu, sonsuzluk çizen cam tüplerin içinde adeta donup kalmış bir vizyon gibi bekliyor.
İkinci odaya geçildiğinde ise serginin adını taşıyan anıtsal yerleştirme tüm mekânı etkisi altına alıyor. 1959 yapımı, ibadete kapatılmış bir kilisenin organından sökülen 28 adet çinko alaşımlı ön cephe borusu, duvarda yan yana dizilmiş. Metal yüzeylerdeki bükülmeler, çizikler, parmak izleri ve pas; ibadetin, yaşanmışlığın ve zamanın fiziksel hafızasını taşıyor. Ancak Shaw, bu tarihi boruların içine el üflemesi uranyum camından kılıflar ve gizli morötesi (UV) ışık mekanizmaları yerleştirmiş.
Devre kartlarının komutlarıyla UV ışıklar yandığında, çinko boruların “ağızlarından” dışarıya nükleer bir yeşil parıltı sızıyor. 1940’lara kadar süs eşyalarında kullanılan uranyum camı, ışıkla etkileşime girdiğinde karanlığı neon yeşiline boyarken; boruların içine gizlenmiş hoparlörlerden yükselen titreşimli sesler mekânda senkronize bir ritim yaratıyor. Bir zamanlar ilahilerin yankılandığı metal gövdeler, bu kez ışık ve sesle tekinsiz bir ayinin parçasına dönüşüyor.
Berlin merkezli çalışan Shaw; Centre Pompidou, Palais de Tokyo ve Julia Stoschek Collection gibi önemli kurumlardaki sergilerinden sonra bu kez Galerie Neu’da, vecde ulaşma arzusunun kimyasal, matematiksel ve mimari izlerini sürüyor. “Half-Life of Grace”, inancın ve bilimin kesiştiği o belirsiz eşikte, kutsal olanın yarı ömrünü ölçmeye çalışan hipnotik bir deneyim sunuyor.






