
Kuzeydoğu Londra’daki bir sanayi bölgesinin ortasında; fırınların ve geri dönüşüm merkezlerinin gürültüsünü geride bırakıp Sebastián Espejo’nun stüdyosundan içeri girdiğinizde atmosfer aniden değişiyor. Sedir ağacı kokusu, fonda çalan hafif bir Tropicália ritmi, Şili işi geleneksel bir sepetten ikram edilen çikolatalı incirler ve taze demlenmiş bitki çayı… Şili doğumlu ressam, şehrin karmaşasının tam ortasında kendine böyle bir sığınak kurmuş.
İşte bu stüdyoda doğan işler, Edinburg’daki Ingleby Gallery’nin “Feast Room” alanına taşındı. Edinburgh Art Festival ile aynı döneme denk gelen “INSTALMENTS | Sebastián Espejo” sergisi, 13 Ağustos – 12 Eylül 2026 tarihleri arasında galeride yerini alıyor.
Espejo’nun çalışma alanındaki her yüzey, gittiği yerlerden topladığı “sadık dostlar” adını verdiği objelerle kaplı: çakıl taşları, kurumuş likenler, sıradan çiçekler… Sanatçı bu mütevazı nesneleri maddi değerleri için değil, taşıdıkları dürüstlük için seçiyor. Onları kendi kurduğu “ışık tiyatrosunun minyatür karakterleri” olarak görüyor.
Tuvallerinde ise genellikle iç içe geçmiş dünyalar dikkat çekiyor. Ön planda yer alan durgun bir natürmort nesnesi, hemen arkadaki bir pencereden uzak bir manzaraya, denize ya da yıldızlarla dolu gökyüzüne açılıyor. Kapalı bir odanın sunduğu mahremiyet ile ufuktaki sonsuzluk arasında kurulan bu denge, resimlere çok sakin bir ritim katıyor.
Yağlıboya, mermer tozu, mum ve kurşun kalemi ahşap paneller üzerine bir araya getiren Espejo, renk paletini bir yemeğin lezzet dengesine benzetiyor:
“Renklerin düzeni, bir tabağın lezzet dengesi gibidir. Bir niyeti olmalı ama her zaman katı bir planı olmamalı. Taze, bazen ekşimsi, bazen tatlı ve sıcak ya da gevreksi ve soğuk hissettirmeli.”
Walt Whitman’ın “Önemsiz görünen her şey benim için diğerleri kadar büyüktür” sözünü anımsatan Espejo, Şili’de açık havada güneş altında çalışırken kışları stüdyosuna kapanıp o anları zihninde yeniden ürettiğini anlatıyor. Resim yapmayı da tam olarak bu yüzden; küçük bir çakıl taşı ile kozmik evren, cansız nesneler ile yaşam arasındaki bağı tarif etmenin en dolaysız yolu olarak görüyor.