
Sergi, anlatısının temelini, edebiyatımızın usta isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o güçlü ve sessiz dizesinden alıyor: “İnsanlar bile bazen farkında olmadıkları şeylerin yansıması olabilir.”. Bu felsefi başlangıç, sergideki eserlerin sadece kim olduğumuzu yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda bizi şekillendiren, hatta bize karşı koyan bir güce dönüştüğünü öne sürüyor.

Resim, heykel ve duvar halısı gibi maddi uygulamaların sergide yer alması tesadüf değildir. Bu malzemeler —pigment katmanlaması, ipliklerin dokusu veya form şekillendirme— sanatçıyı etkileyen, süreci kesintiye uğratabilen birer ortak yazar gibi ele alınıyor. Sanatçı artık tek başına bir yaratıcı değil; gelişen bir diyaloğun parçasıdır.
Bu sergideki eserler, değişim halindeki anların tanıklarıdır; benlik ile üretim eylemi arasındaki karşılaşmaların bir kaydıdır. İzleyici, Galeri Bosfor’dan çıkarken, şu soruları da yanında götürmeye davet ediliyor: “Bir eser, yaratıcısını şekillendirmeye başladığında ne olur?” ve “Yaratım süreci, sadece bir ifade biçimi değilse — aynı zamanda şekillendirici bir deneyimse?”






