
Berlin’in o eski sprey boya ve yaşanmışlık kokan meşhur avlularından biri olan Haus Schwarzenberg’e girip merdivenleri tırmandığınızda, kendinizi şehrin en köklü alternatif damarlarından birinde bulursunuz. İşte o avlunun yukarısındaki Neurotitan Galerie, tam da buranın ruhuna yakışan, kontrol mekanizmalarımızı ve mantığımızı sorgulatan bir sergiye ev sahipliği yapıyor: Schlaf der Vernunft. Kapılarını geçtiğimiz günlerde açan ve 20 Haziran 2026 tarihine kadar devam edecek olan bu sergi, Francisco Goya’nın o zamansız uyarısının peşine düşüyor.
“El sueño de la razon produce monstruos.” yani “Aklın uykusu canavarlar doğurur.”
Sergideki yolculuk, bizi tam da bu uykunun ortasında doğan, düzeni bozan ve bizi kendimizle yüzleştiren tuhaf figürlerle baş başa bırakıyor. İşin aslı, Latince kökenine indiğimizde monstrum kelimesi sadece korkunç bir yaratığı değil, aynı zamanda bir mucizeyi, kuralları yıkan bir anomaliyi ve insanı hayrete düşüren bir biçimsizliği de tanımlıyor. Kültür tarihi boyunca bilinmeyenin, açıklanamayanın ve içimizdeki o ilkel korkuların simgesi olan bu canavarlar, bu kez sekiz sanatçının öznel dünyasından dışarı fırlıyor.
Claudia Arndt, Martin Bartels, Julienne Jattiot, Susann Pönisch, Nadine Respondek, Thomas Siemon, Steve Viezens ve Magda Voerster’den oluşan sanatçı grubu, bu tekinsiz uykuyu tek bir üslupla sınırlamıyor. Salonda yürürken figüratif resimlerden soyut yerleştirmelere, hatta uzak galaksilerden kopup gelmiş hissi veren yabancı ses dalgalarına kadar geniş ve kuralsız bir malzeme çeşitliliğiyle karşılaşıyorsunuz.
Martin Bartels’in tuval üzerine karışık teknikle çalıştığı HBXefs 10 resmindeki o çiğ katmanlar ya da Claudia Arndt’ın kâğıt ve videoyu buluşturan Here isimli kolajı, sadece tarihsel canavarlarla ilgilenmiyor. Aksine, bugün etrafımızı saran kimlik çatışmalarını, “öteki” olmanın getirdiği o dışlanma hissini ve gündelik korkularımızı masaya yatırıyor. Burası, aklın katı kontrolünü bir süreliğine kapatıp, o kontrolün altından fırlayan vahşi dünyalara ve kuralsız formlara kulak vermek için tasarlanmış canlı bir laboratuvar gibi.
Haziran ortasına kadar yolunuz Mitte’ye düşerse, aklın o steril sınırlarından çıkıp bu kuriositeler dünyasına kendi gözlerinizle bakabilirsiniz.






