
İsveç’in Kinnekulle dağlarında, çam kokulu bir stüdyo; binlerce kilometre ötede, Güney Kore’nin Seoraksan yamaçlarında, sessizliğe gömülmüş bir atölye. Şehrin gürültüsünden uzağa çekilen iki ayrı kuşak ve iki farklı kültürden sanatçı, tek başlarına çıktıkları uzun dağ yürüyüşlerini resim üretiminin ana omurgası haline getiriyor. Berlin’deki neugerriemschneider, 11 Eylül 2026 – 6 Mart 2027 tarihleri arasında izleyiciyle buluşan “painting the path” sergisinde Andreas Eriksson ile Kim Chong Hak’ı doğanın görünmez ritmi üzerinden şiirsel bir diyalogda bir araya getiriyor.
Eriksson için resim tuvalden çok önce, İsveç kırlarında amaçsızca atılan adımlarla başlıyor. Ağaçların arasından süzülen ışık, nemli toprak kokusu ve tesadüfi anlar, atölyeye taşındığında kurşun kalemle çizilmiş katı şablonlardan sıyrılıyor. Boyayı kendi akışına bırakan, katmanların kuruma süresine ve yerçekimine teslim olan sanatçı; dingin toprak tonlarından cesur sentetik renklere uzanan heykelsi yüzeyler yaratıyor. Tuval çalışmalarına eşlik eden Molehill serisindeki bronz köstebek yuvası dökümleri ise doğanın o anlık, kırılgan izlerini mühürlüyor.
Kore’nin çalkantılı tarihiyle biçimlenen 1937 doğumlu Kim Chong Hak ise 1979’dan bu yana Seoraksan Dağı’nın eteklerinde yaşıyor. Doğu mistisizmini, Mono-ha akımının kaligrafik minimalist çizgilerini ve geleneksel Kore ahşap oymacılığını dışavurumcu bir renk patlamasıyla birleştiren Kim, doğanın vahşi güzelliğini tuvale taşıyor. Sergide galeri duvarından kıvrılarak 18 metre boyunca uzanan anıtsal eseri Landscape (2019), izleyiciyi sarıp sarmalayan katmanlı bir kır çiçeği denizine dönüştürerek mevsimlerin zamansız döngüsünü yaşatıyor.
Her iki sanatçı için de patikada yürümek, düşünsel bir hazırlığın ötesinde resim yapma eyleminin doğrudan kendisine dönüşüyor. İki ayrı coğrafyadan yükselen bu görsel hafıza; peyzajı sadece izlenecek bir manzara değil, insan ruhunun doğayla hemzemin olduğu bir karşılaşma alanı olarak yeniden tanımlıyor.






