
Sanat dünyasında “oyun” kavramı sıklıkla çocukluğa, hafifliğe ya da tikel bir eğlenceye indirgenir. Oysa Peru doğumlu sanatçı Andrea Canepa için oyun; malzemeyle, mekânla ve tarihsel hafızayla kurulan en somut, en radikal “beden bilgisi” (bodily knowledge) biçimidir. Canepa’nın üretimlerinde bir nesneyle temas etmek, onu tartmak, eğilmek, altından geçmek ya da ritmine kapılmak; bilginin zihinden değil, kaslardan ve kemiklerden süzülerek elde edildiğini hatırlatır.
İspanya’daki müze ve galeri alanlarında eşzamanlı olarak izleyiciyle buluşan projeleri —Madrid’deki Palacio de Cristal müdahalesi Fardo, Galería Crisis’teki Salto, giro, cadencia, trance ve IVAM’daki Entre lo profundo y lo distante— Canepa’nın oyun kavramını kültürel bir direnişe ve mekânsal bir ritüele dönüştürdüğü en olgun evreyi temsil ediyor.
Madrid’deki Retiro Parkı’nın ikonik yapısı Palacio de Cristal’i devasa kumaş katmanlarıyla saran Fardo projesi; koruma, gizleme ve dönüşüm kavramları etrafında şekilleniyor. İlhamını Peru’nun antik Paracas cenaze bohçalarından (fardo) ve sinemanın atası sayılan praksinoskoptan alan yerleştirme, izleyiciyi mekanik bir seyirci olmaktan çıkarıp hareket eden bir özneye dönüştürüyor.
Günümüz dijital dünyasında sosyal medya “reel”ları görüntüyü sonsuz ve mekanik bir döngüye hapsederken; Fardo, görüntünün mantığını ancak izleyicinin kendi bedeniyle mekânda katettiği mesafe sayesinde görünür kılıyor. Cam ve demirden oluşan sömürge dönemi mimarisini katmanlı dokumalarla örten bu müdahale, mimariyle temas kuran bedene kendi zamanını ve ritmini tayin etme özgürlüğü tanıyor.
Galería Crisis’te gerçekleşen Salto, giro, cadencia, trance, çıkış noktasını José María Arguedas’ın Los ríos profundos romanındaki hayali topaç zumbayllu’dan alıyor. And dünya görüşünde sıradan bir oyuncak olmanın ötesinde ses, hareket, arzu ve görünmeyen güçlerle iletişim kuran bir enstrüman olan topaç; Canepa’nın ellerinde dönmenin, salınmanın ve düşme danger’ına rağmen ayakta kalmanın sembolüne dönüşüyor.
16. yüzyılın And kökenli anti-kolonyal direniş hareketi Taki Onqoy’un izlerini taşıyan sergide, geleneksel danzaq dansçılarının kostüm parçaları insan bedeni olmaksızın mekânda salınıyor. Canepa, hareketi ve ritmi insan nesnesi olmadan mekânsal bir varlığa kavuştururken; topacın sürekli düşme sınırında dönerek hayatta kalmasını, kırılgan bir dengenin dirençli bir ısrara dönüşmesi olarak kurguluyor.
Valensiya Modern Sanat Enstitüsü’nde (IVAM) sergilenen Entre lo profundo y lo distante ve Condeduque’teki Wasi Llamkha (Lugar y tacto) gibi işlerinde Canepa, Batı merkezli ufuk çizgisine odaklı bakış açısı ile And kültürünün toprağa, derine ve içeride olana odaklanan bakışını karşı karşıya getiriyor. Ancak bu karşılaşma bir üstünlük mücadelesi değil; hiyerarşilerin askıya alındığı, farklı bilgi biçimlerinin birbirini yutmadan temas ettiği bir zemin yaratma çabası.
Canepa için malzeme, yalnızca bir fikri taşımaya yarayan pasif bir araç değildir. Malzemenin kendi direnci, sıcaklığı, kırılganlığı ve hafızası vardır. Sanatçı; ahşap, dokuma, reçine ya da madeni formları kurgularken izleyicinin sadece bakmasını değil; eğilerek, dokunarak ve ağırlığı hissederek eserle müzakere etmesini talep eder.
Sanatın kurumsal, ekonomik ve mekânsal kurallarla örülü bir “oyun alanı” olduğunun bilincinde olan Canepa, bu kuralların dışına çıkmanın imkânsızlığını kabul ederken, oyunun tahtasını tamamen teslim almayı da reddeder. Sanatçı için asıl üretim, kuralların farkına varıp onların arasında hareket edebilecek küçük çatlaklar (cracks) bulmaktan geçer.
Kusursuz, beklentileri eksiksiz karşılayan profesyonel sanatçı kalıbından biraz sapmak; hata yapmaya, yoldan çıkmaya ve kalıplara tam oturmamaya izin vermek, Canepa’nın pratiğinde işin kendisinin başladığı en özgürleştirici noktadır.
Andrea Canepa, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp mekânın ve malzemenin fizikselliğiyle doğrudan yüzleştiren en özgün çağdaş seslerden biri. Oyunun kurallarını reddetmek yerine, o kuralların elastikiyetini bedenimizle test etmemizi sağlayan Canepa’nın üretimleri; zihnimiz kadar kaslarımızın ve kemiklerimizin de hatırladığını kanıtlıyor.