
Ah, keşke o tahta kuklalar bir anlığına gerçekten canlı olsalar…
Çocukken tiyatroda sahneye bakıp “Gözlerimi bir an bile kırpmazsam belki ipleri oynatan el olmadan da kıpırdadıklarını yakalarım, arkalarındaki o görünmez ipler aslında gizli bir sihir!” diye düşündüğümü dün gibi hatırlıyorum. Hatta sırf bir tanesi ben bakarken bana gizlice göz kırpsın ya da fısıltıyla bir şey söylesin diye gösteri bittikten sonra bile sahnenin önünden ayrılmak istemezdim. Büyüdüm, kukla yapmayı öğrenmek hala hayallerimde ilk sıralarda.
İşte Kuzey Londra’daki o masalsı Little Angel Theatre, tam 65 yıldır içimdeki bu çocuksu hayali ve merakı hiç söndürmedi. Şimdiyse 22 Ağustos – 6 Eylül 2026 tarihleri arasında açacakları “Marionettes: An Exhibition Celebrating String Puppets” sergisini kelimenin tam anlamıyla sabırsızlıkla bekliyorum. Girişler tamamen ücretsiz ama hissettirdiği o heyecan benim için paha biçilemez; takvimime çoktan yeşil kalemimle kazıdım, ne yapıp edip mutlaka göreceğim bu sergiyi!
Düşünsenize, 1961’den beri tahta parçalarına adeta ruh üfleyen o kurucuların, John ve Lyndie Wright’ın ellerinden çıkmış ilk nostaljik kuklalar tam karşımızda duracak! Sarah Vigars’ın tahtadan oyduğu o büyüleyici kuşları, Stephen Mottram’ın figürlerini ve iplerin ucunda süzülen karakterleri yakından görmek için sabırsızlanıyorum.
Üstelik bu 65. yıl kutlaması sadece sergiyle de sınırlı kalmıyor:
Bir Çocukluk Düşü Sahneye Taşınıyor: 22 – 30 Ağustos arasında The Sorcerer’s Apprentice (Büyücünün Çırağı) oyununun dünya prömiyeri var.
Tarihi Kukla Köprüsü: Dünyada sadece birkaç tiyatroda görebileceğimiz o eski, devasa kukla köprüsü (marionette bridge) restore edildi; kuklatatıcıların o köprünün üzerinde durup kuklaları nasıl yaşattığına tanık olmak muazzam bir duygu.
Tiyatronun Sanat Yönetmeni Yardımcısı Oliver Hymans’ın “Yıllar önce o kuliste durup üzerimde sessizce asılı duran figürlere bakarken hissettiğim büyülenme…” diye anlattığı o an var ya, işte ben tam olarak o hissin peşindeyim. Unutulmaya yüz tutmuş bir zanaatın, ahşap kokusunun ve görünmez iplerin arasında birkaç saatliğine de olsa yeniden o çocukluk heyecanına sarılmak bana şimdiden çok iyi geliyor.
Eğer sizin de içinizde bir yerlerde hâlâ kuklaların canlı olduğuna inanmak isteyen o küçük çocuk duruyorsa, 22 Ağustos’tan itibaren kapılarını açacak bu sergiyi sakın kaçırmayın. Ben orada olacağım!