
Doğu Almanya’nın sansürlü ve gri yıllarında tek bir beden, iki ayrı sanatçı kimliğini taşıdı. Belgesel sinemasında kameranın arkasına geçtiğinde pasaportundaki adını, Jürgen Böttcher’i kullandı; rejim tarafından “biçimci” ilan edilip Sanatçılar Birliği’nden aforoz edildiğinde ise stüdyosunun kuytusunda “Strawalde” adıyla tuvalin başına geçti. Yıllarca sergilenmesi yasaklanan, duvarların ardında sessizce büyüyen bu resim dili, ancak İki Almanya’nın birleşmesinden sonra hak ettiği özgürlüğe kavuşabildi.
Berlin Art Week kapsamında Galerie Michael Haas’ta izleyiciyle buluşan “Parade” sergisi, 20. yüzyıl Alman sanatının bu neisveran ustasını merkeze alıyor.
Boyanın Somut Ağırlığı ve Sezgisel Dans
Strawalde’ın tuvallerine yaklaşmak, kuruması onlarca yıl sürmüş bir hafıza katmanının önünde durmak gibi. Yüzeye boca edilen macunsu, heavy-impasto boya kütleleri; fırçanın ve elin ritmik hareketleriyle heykelsi bir derinlik kazanıyor. Çizgiler yüzeyde rastlantısal değil; adeta yılların kazandırdığı refleksel bir dansla biçimleniyor, birbiriyle konuşan figüratif olasılıklara dönüşüyor. Sinemacı gözünün getirdiği kadraj hissi, tuval üzerinde katıksız bir sezgisellikle birleşiyor.
Tuvaldeki bu yoğun ve bedensel yaratım sürecini en duru haliyle usta sanatçının kendi sözleri anlatıyor:
“Başarılı bir resim ortaya koyabildiğimde, o resmin şimdiye dek gördüğüm, kokladığım, tattığım binbir şeyin ve hatta rüyalarımın özünden süzüldüğünü bilirim.”
Bugün eserleri dünyanın önde gelen müze ve koleksiyonlarında yer alan 1931 doğumlu usta sanatçı, 10 Eylül’deki açılışta bizzat yer alarak bu uzun yolculuğu sanatseverlerle paylaştı. Sergiye eşlik eden yayın ise Strawalde’ın sinema ile resim arasında mekik dokuyan altmış yılı aşkın külliyatına tarihsel bir şerh düşüyor.






