I dwell in Possibility: Pippy Houldsworth Gallery’de Yazın En Güçlü Çağdaş Resim Seçkisi

no26SokakLondra2 ay önce258 Tıklanmalar

Londra’nın sıcak Temmuz günlerinde, Mayfair’in kalbinde zihni ve ruhu dinlendirecek, bizi kelimelerin bittiği o ara duraklara götürecek nefis bir sergi kapılarını açmaya hazırlanıyor. Pippy Houldsworth Gallery, Londra merkezli genç ve başarılı ressam Shaqúelle Whyte iş birliğiyle hazırlanan “I dwell in Possibility” adlı muazzam bir karma sergiye ev sahipliği yapacak.

17 Temmuz – 28 Ağustos 2026 tarihleri arasında izlenebilecek olan serginin ön gösterimi 16 Temmuz Perşembe akşamı gerçekleşecek.

NO-26 ekibi olarak bu sergiyi neden şimdiden radara almalısınız, gelin birlikte bakalım. Edebiyatla resmin, hafızayla gözlemin, soyutla figüratifin tam sınırında duran bu sergi, modern insanın kimlik ve aidiyet arayışına resimsel bir manifesto niteliğinde.

Serginin İlham Kaynağı: Emily Dickinson

Sergi, adını Amerikalı şair Emily Dickinson’ın yaklaşık 1862 tarihli ünlü şiirinden alıyor. Dickinson bu şiirinde şiiri; düzyazıya kıyasla çok daha geniş, kapıları üstün, pencereleri sayısız havadar bir eve benzetir. Şiir, sınırları reddeden, yoruma açık ve yaşayan bir organizmadır.

İşte sergide yer alan 11 uluslararası sanatçının fırçası da tam olarak bu felsefeyle hareket ediyor. Buradaki resimler kendilerini katı kategorilere hapsetmeyi reddediyor. Hafıza ile gözlem, varlık ile yokluk arasındaki o tekinsiz ama büyüleyici liminal alan da geziniyorlar.

NO-26 Seçkisi: Öne Çıkan Ustalar ve Genç Soluklar

Serginin kürasyon yapısı o kadar güçlü ki, sanat tarihine yön vermiş efsane isimlerle günümüz çağdaş sanat piyasasının en parlak genç yeteneklerini aynı odada buluşturuyor.

1. Londra Ekolü ve Sosyal Direniş: Kitaj, Kiff ve Forrester

  • Ken Kiff & R.B. Kitaj: 1960’lardan bu yana David Hockney ve Frank Auerbach gibi devlerle anılan, “School of London” akımının öncülerinden olan bu iki merhum usta, Minimalizm ve Kavramsal Sanatın egemen olduğu bir dönemde figüratif resmin sınırlarını yıkarak ona yeni bir bilinç kazandırmıştı. Kitaj’ın insan karmaşasını anlatan tekinsiz hayal gücü ile Kiff’in masalsı anlatımı serginin tarihsel omurgasını oluşturuyor.

  • Denzil Forrester: Bizce serginin en politik ve güçlü duruşlarından biri ona ait. 1980’lerin Londra’sındaki Karayip topluluğunu, dub ve reggae kültürünü tuvaline taşırken, aynı zamanda siyah Londralılara yönelik sistemik adaletsizlikleri ve polis şiddetini de açık yüreklilikle ele alıyor. (Şu an bir işi Tate Britain’da sergilenen sanatçının Brixton metrosundaki dev kamusal duvar resmi de hafızalardadır).

2. Köklere Dönüş ve Bedensel Kimlik: Armitage, Whyte ve Joseph

Antropolog Victor Turner’ın “ne orada ne burada” olarak tanımladığı akışkan kimlik durumunu en iyi yansıtan üç isim: Michael Armitage, Shaqúelle Whyte ve Sosa Joseph.

  • Editörün Yön Veren Notu: Bu üç sanatçı da sırasıyla Kenya, Jamaika ve Hindistan kökenli kültürel miraslarından besleniyor. Din, mitoloji ve anlatıcılık direklerine yaslanarak psikolojik dünyalarını bedenler üzerinden dışa vuruyorlar. Resimlerde figürler ile manzaralar o kadar iç içe geçmiş ki, bedenlerin nerede başlayıp nerede bittiğini seçmek imkansızlaşıyor. Müthiş bir görsel muğlaklık hakim.

3. Deliryum Tepeleri ve Şiirsel Manzaralar: Grewal, Showering ve Inniss

Londra doğumlu genç kuşak ressamlar Jake Grewal, Antonia Showering ve Hettie Inniss, resmi bir tür oryantasyon bozukluğu ya da deliryum anını anlamlandırma aracı olarak kullanıyor. Grewal’ın tekinsiz ormanlık alanlarından Showering’in gerçeküstü pastoral dünyalarına ve Inniss’in nostalji kokan, güneşle yıkanmış manzaralarına kadar her iş, henüz çözülememiş, askıda kalmış bir mekan hissi uyandırıyor.

4. Yaşamın Geçiciliği ve Yas: Nakahara ve Jennifer Packer

Serginin son düzlüğünde ise eşik bilinci olgunlaşıyor ve yerini ölümlülük, anma ve yaşamdan sonrasına bırakıyor.

  • Masao Nakahara: Japon kültüründeki “mono no aware” kavramına odaklanıyor. Ancak Nakahara bu kaçınılmaz geçişe mizah ve şefkatle yaklaşarak fani olmayı hafifletiyor.

  • Jennifer Packer: Nakahara’nın aksine çok daha keskin bir yas duygusuyla karşımızda. Siyah Amerikan topluluklarındaki kayıplara ve şiddete odaklanan sanatçı, 17. yüzyıl Hollanda vanitas resimlerine atıfta bulunan samimi çiçek resimleriyle, yas tutmanın kendi içindeki o sessiz ve mağrur direnci yakalıyor.

NO-26 Editörünün Tavsiyesi

“I dwell in Possibility”, kişisel deneyimlerden yola çıkarak resmi ucu bucağı olmayan bir ihtimaller sahnesine dönüştürüyor. Eğer Temmuz ve Ağustos aylarında Londra’da olacaksanız, kendinize bir iyilik yapın ve Mayfair’deki Heddon Street’e yolunuzu düşürün. Galerinin eşiğinden içeri adım atın ve o sınırların kalktığı, zamanın askıya alındığı “ara durakta” kendinizi kaybetmeye hazır olun.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3