Hayward Gallery, bu kez iki güçlü kadın sanatçıyı, Chiharu Shiota ve Yin Xiuzhen’i ağırlıyor. Hani bazı sergiler vardır, kapısından girdiğin anda seni başka bir dünyaya çeker, içine alır ya, işte bu da öyle bir sergi. Shiota’nın kırmızı iplikleri ve Xiuzhen’in gündelik nesnelerle kurduğu hafıza ağları, beni adeta büyüledi. Tıpkı çocukken annemin ördüğü kazakların her ilmeğinde bir hikaye saklı olduğunu hissetmem gibi, bu sergide de her bir iplikte, her bir nesnede derin anlamlar gizliydi.
Chiharu Shiota, Berlin merkezli Japon bir sanatçı. Onun işleri, genellikle devasa iplik enstalasyonlarından oluşuyor. Bu sergide de, Hayward Gallery’nin üst katını baştan aşağı saran kırmızı iplik ağları vardı. Bu ağların içine ayakkabılar, anahtarlar, yataklar, sandalyeler gibi sıradan nesneler yerleştirilmişti. Shiota, bu ipliklerle bedeni, hafızayı, bilinci ve varoluşun kırılganlığını keşfediyor. İnsanlar arasındaki görünmez bağları, hayat boyunca kurduğumuz o incecik ilişkileri görünür kılıyor. Bir an durup düşündüm, benim hayatımda da böyle görünmez ipliklerle bağlı olduğum ne çok insan, ne çok anı var. Ve o iplikler, bazen kırmızı, bazen siyah, bazen de rengarenk…
Yin Xiuzhen ise Çinli bir sanatçı. Onun işleri, genellikle gündelik nesnelerden, endüstriyel malzemelerden ve kullanılmış giysilerden oluşuyor. Serginin alt katında, Xiuzhen’in son otuz yıldaki önemli projeleri ve yeni işleri vardı. Çin’in hızlı ekonomik büyümesini, kentleşmesini ve küresel entegrasyonunu gözlemleyen Xiuzhen, 1990’lardan beri bu sıradan malzemelerle çalışıyor. Onların içinde saklı olan hafıza izlerini, kişisel tarihi ve zamanı ortaya çıkarıyor. Her bir giysi parçası, her bir nesne, bir insanın hikayesini fısıldıyordu. Tıpkı eski bir fotoğraf albümünü karıştırırken, her fotoğrafta bir anıyı yeniden canlandırmak gibi.
Sergi, sadece iki farklı coğrafyadan, iki farklı yaklaşımdan sanatçıyı bir araya getirmekle kalmıyor, aynı zamanda bizi kendi hafızalarımızla, kendi bağlarımızla yüzleşmeye davet ediyor. Sanatın sadece estetik bir haz vermediğini, aynı zamanda düşündürdüğünü, sorgulattığını bir kez daha anladım. Shiota’nın iplikleri, Xiuzhen’in nesneleri… İkisi de farklı dillerde konuşsa da, aynı şeyi söylüyorlardı: İnsan olmak, hatırlamak, bağlanmak ve var olmak.
Eğer yolunuz Londra’ya düşerse, Hayward Gallery’ye uğrayın. Bu iki dev kadın sanatçının dünyasına dalın. Belki siz de kendi ipliklerinizi, kendi hafızalarınızı yeniden keşfedersiniz. Ve belki de, sıradan bir nesnenin içinde saklı olan o derin anlamı fark edersiniz.