
Coğrafi sınırların ve müzikal kalıpların hızla eridiği günümüz alternatif pop sahnesinde, o eski, parlak ve yapay pop formülleri yerini yavaş yavaş yatak odalarından yükselen samimi ve filtresiz itiraflara bırakıyor. Avustralya’nın yerli dilindeki adıyla Naarm, yani Melbourne çıkışlı kuir ve non-binary sanatçı chloe: the brand, tam da bu estetik dönüşümün kalbinde duran, gösterişten uzak ama içsel olarak devasa bir atmosfer yaratıyor. Indie pop, bedroom pop ve sinematik elektroniğin kesişim kümesinde kendine sarsıcı bir evren kuran sanatçı; kırılganlığı bir zayıflık değil, sanatsal bir direniş biçimi olarak kullandığı yeni teklisi “London” ile dinleyiciyi hipnotize edici bir rüyanın içine çekiyor.
“London”, ana akım popun alıştığı o büyük patlamalara, çiğ kreşendolara veya ucuz müzikal zirvelere yaslanmak yerine, ışıltılı sintisayzırlar ve puslu dokularla bezeli akışkan bir ses manzarasında sakince süzülüyor. Fiziksel uzaklıklar, kimlik arayışı ve kopuk duygusal bağlar gibi melankolik temaları son derece dingin ama bir o kadar da derinlikli vokallerle işleyen parça, hafıza ile ihtimallerin birbirine karıştığı o alacakaranlık anları yakalıyor. Ünlü keşif platformu triple j ve Rolling Stone AU/NZ gibi prestijli mecraların radarına çoktan giren, Mia Wray ve Telenova gibi güçlü isimlerle aynı sahneyi paylaşarak Avustralya’nın en özgün yeni seslerinden biri haline gelen chloe: the brand, bu şarkıyla dinleyiciye kendi kişisel özlemlerini, gurbetlerini ve kalp kırıklıklarını projekte edebileceği kusursuz bir duygusal boşluk sunuyor.
Yeni nesil alternatif popun en güzel tarafı, yapay ve performatif bir şov sunmaktan ziyade kapsayıcılığı ve gerçek hisleri merkeze alması. “London” da tam olarak bu yüzden kulaklıkla baş başa kalıp derinlemesine dinlenmeyi hak eden bir parça olarak öne çıkıyor. Şarkının triple j Unearthed × NIDA iş birliğiyle hayata geçirilen ve görsel olarak da büyük övgü toplayan müzik videosu, günümüz bağımsız müziğinde sinematik hikaye anlatıcılığının şarkının ruhunu nasıl katladığını bir kez daha kanıtlıyor. Avustralya’nın bağımsız müzik ekosistemi evrilirken, kimlik ve atmosferin birleştiğinde nasıl hem çok kişisel hem de evrensel bir fısıltıya dönüşebileceğini izliyoruz.
Melbourne’ün puslu sokaklarından kalkıp adını “London” koyduğun bir şarkı yapmak, aslında coğrafi bir haritadan çok, duygusal mesafelerin o buruk melankolisini özetler. chloe: the brand, pop müziğin o sahte ve aşırı cilalı mükemmeliyetçiliğine teslim olmayı reddederek, ham duyguların ve olduğu gibi görünmenin ne kadar iyileştirici olabileceğini gösteriyor. Gece yürüyüşlerine çok yakışacak bu siber-romantizmin içinde kaybolma zamanı.
Avustralya’nın alternatif müzik manzarasını kökünden şekillendiren bu büyüleyici sesi daha yakından tanımak, “London”ın sinematik dünyasına görsel olarak da ortak olmak ve gelecek turne takvimini yakalamak için sanatçının resmi Instagram sayfasını hemen takibe alabilir ve bu naif dalgaya kendinizi bırakabilirsiniz.