Gökyüzünün Tehditkâr Dinginliği: Sigrid Sandström ve “Squall”

TowerSokakLondra9 saat önce87 Tıklanmalar

Londra’nın Mayfair sokaklarındaki Perrotin galerisine sığınıyoruz. Birkaç gün sonra, 23 Mayıs’ta kapılarını kapatacak olan İsveçli sanatçı Sigrid Sandström’ün Birleşik Krallık’taki bu ilk solo sergisi “Squall”, bizi alışık olduğumuz yeryüzü manzarasından koparıp tamamen gökyüzünün o tekinsiz, akışkan ve kontrol edilemez atmosferine fırlatıyor. Sandström’ün tuvallerine bakıp soyut manzara demek yanıltıcı olur; çünkü bu resimlerde basabileceğimiz tek bir toprak parçası bile yok. Sanatçı, fosil yakıtlar tüketen çelik kanatlarla sadece geçici olarak ziyaret edebildiğimiz ama asla yerleşemediğimiz o uçsuz bucaksız semayı, insanlığın kibrini ve kırılgan dengesini sorgulayan devasa bir aynaya dönüştürüyor.

Sergiye adını veren Squall kelimesi, çift taraflı bir keskinliğe sahip: Hem aniden patlak veren şiddetli bir fırtınayı hem de bir kuşun ya da bir bebeğin kulak tırmalayan, keskin çığlığını ifade ediyor. Sanatçının yedi tuvalden oluşan Gale serisi, bu iki anlamı da aynı yüzeyde eritiyor. Tuvallerde sülfür bulutlarını ya da egzoz dumanlarını andıran yarı şeffaf renk katmanları, birbiri etrafında kıvrılıp çözülürken her an karanlık ve yoğun bir kütleye dönüşecekmiş gibi tehditkar bir tavır sergiliyor.

Bu resimlerin kinetik enerjisi o kadar yüksek ki, açık gökyüzünü yırtıp geçen vahşi bir çığlığın sesini duymamak neredeyse imkansız. Ancak bu kaotik girdaba rağmen, eserler yan yana dizildiğinde ortaya çıkan ritmik yataylık, sergiye tuhaf, hatta hipnotize edici bir dinginlik ve uyum katıyor.

Othello’nun Fırtınası ve Gezegensel Suçluluk

William Shakespeare’in Othello oyununda, fırtınalı denizleri aşıp güvenli limana varan karakter şöyle haykırır: “Ey ruhumun neşesi! Eğer her fırtınadan sonra böyle bir dinginlik gelecekse, rüzgarlar ölümü uyandırana dek essin!” Perrotin’in beyaz duvarları arasında durup Sandström’ün fırtınalarına bakarken biz de benzer bir güven hissi yaşıyoruz; çünkü sanatçı bizi kasırganın gözüne yerleştirmiyor. Biz o şiddete uzaktan, steril bir mesafeden tanıklık eden konforlu izleyicileriz.

Ancak bu pürüzsüz estetik zevke kapılmak, tuvallerin arkasındaki asıl tehlikeyi ıskalamak anlamına gelir. Sandström’ün kullandığı renk paleti, doğanın saf renklerinden ziyade, trafiğin ortasında sıkışıp kalmış kasvetli bir şehir caddesinin zehirli dumanlarını andırıyor. Bu fırtına, kadim gök gürültüsü tanrılarının bir öfkesi değil; insan türünün yeryüzüne karşı sergilediği o amansız umursamazlığın, gezegen ölçeğinde ölümü uyandıran o kendi kendini yok etme dürtüsünün ta kendisi.

Kara Güneşin İkonografisi: Geometrik Noktalar

Sandström’ün o akışkan, eriyen formlarının ortasında aniden beliren kusursuz geometrik daireler, izleyicinin gözü için sert birer odak noktası işlevi görüyor. Slit tablosunda zar zor seçilen mini minnacık bir nokta olarak karşımıza çıkan bu motif, Gale III eserinde tüm kompozisyonu domine eden ana elemente dönüşüyor. Bu daireler, tualin soyut topografyasına karşı ne kadar uzakta ya da yakında durduğumuzu ölçen birer mesafe ayarı gibi çalışıyor.

In Proximity adlı çalışmada ise biri büyük ve kırmızı, diğeri küçük ve siyah iki daire, gri toksinlerle kirlenmiş sarı bir troposferin ortasında sallanıyor. Bu manzara bize iki güneşi olan yabancı bir gezegeni mi anlatıyor, yoksa hızla ısınan kendi evimizi mi? Burada, orta çağ simyasındaki “Sol Niger” ikonografisinin güçlü bir yankısı var. Kara güneş, eskinin ölümünü ve yeninin sancılı doğumunu simgeler; tıpkı Sandström’ün tuvallerinin altındaki o ekolojik yas gibi.

Sislerin Ardındaki Hakikat

Sanatçı, “Bir sis, size o sisin arkasında bir şey olduğunu söyler” diyor. Doublet, Daunter veya Gust gibi yoğun bir miyazmayla kaplı tuvallere baktığımızda, hayati bir görsel bilginin bizden kasten gizlendiği hissine kapılıyoruz. Oysa bu resimler, tam bir görsel dürüstlükle her şeyi açıkça önümüze seriyor. Tuvallerin sahip olduğu o kusursuz zarafet ve güzellik, her an yeni bir dönüşümü bekleyen huzursuz bir karakter taşıyor. Tıpkı her saniye şekil değiştiren gökyüzü gibi; durmuyorlar, donmuyorlar ve en çok da bizi, yani bizim kendi yıkıcı doğamızı bize geri yansıtıyorlar.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3