
Londra’nın hareketli Conduit Street sokaklarında yürürken, Pilar Corrias galerisinin kapısından içeri sızıyor ve kendimizi modern bir metropolün gürültüsünden tamamen yalıtılmış, esrarlı bir yeraltı tapınağında buluyoruz. 1995 Yeni Delhi doğumlu, Royal College of Art mezunu genç ressam Alyina Zaidi, 23 Mayıs’ta sona erecek olan “Rewilding” başlıklı ilk büyük solo sergisiyle bizi bildiğimiz coğrafya kurallarının geçerli olmadığı, mitlerle ve çocukluk anılarıyla örülmüş sürreal bir evren tasarımıyla baş başa bırakıyor.
Zaidi’nin tuvalleri, ilk bakışta titizlikle işlenmiş kadim birer tezyinatı ya da ipek bir kumaş üzerine gerilmiş karmaşık nakışları andırıyor. Sanatçı bu görsel yoğunluğu kurgularken; Pers ve Güney Asya minyatür sanatının o milimetrik disiplininden, Bizans ve Siena ekolünün mistik ikonografisinden ve en çok da bağımsızlık sonrası Hindistan edebiyatının o çok katmanlı masal geleneğinden besleniyor. Çocukluğunun geçtiği Keşmir ve Delhi bahçelerinin kokusu, bu melez estetikle birleşerek galerinin duvarlarında adeta canlanıyor.
Galerinin kendine has mimari yapısı gözetilerek tasarlanan sergide, içeri adım attığınız an bir mağaranın ya da bir rahmin o korunaklı, karanlık derinliğine çekiliyorsunuz. Mekânın merkezini paranteze alan devasa tual ve onun iki yanına yerleştirilmiş sütun benzeri dikey çalışmalar, izleyiciyi sabit bir noktada durup resmi seyreden bir “gözlemci” olmaktan çıkarıyor; tualin labirentlerinde kaybolan birer seyyaha dönüştürüyor. Yüzeyde sürekli bir akış halinde hareket eden spiraller, nehir yatakları, kökler ve birbirine dolanan bitki motifleri, durağan bir manzarayı değil, nefes alan ve her an şekil değiştiren huzursuz bir ekosistemi canlandırıyor.
Zaidi’nin ikonografisi, Hint minyatür geleneğinden ödünç aldığı ama içini tamamen kendine has sembollerle doldurduğu hayvan figürleriyle bezeli: Kurbağalar, keçiler, yumurtalar ve balıklar… Tuvallerde sıkça karşımıza çıkan yumurta figürü, saf potansiyelden somut forma geçişi, yani kozmik yaratılışı ve evrenin doğum sancısını simgeliyor. Yaşamın akışkanlığını ve bereketi temsil eden balıklar ise sanatçının elinde şaşırtıcı bir biçimde botanik ve mimari hibrit yapılara dönüşüyor.
Hafızanın Klostrofobik Kanalları: Sergideki o büyüleyici güzelliğin ardında, tekinsiz bir klostrofobi duygusu da usulca kol geziyor. Zaidi’nin çocukken Keşmir’deki alabalık çiftliklerinde şahit olduğu, balıkların kesilmek üzere daracık dikey kanallara sıkıştırıldığı o sert anı, resimlerin kompozisyonunu bölen katı dikey çizgiler olarak tuale yansıyor. Doğanın o özgür, organik hareketi ile insanın inşa ettiği bu tutsaklık çizgileri arasındaki amansız gerilim, sergiye adını veren o “yabanileşme” arzusunun ne kadar büyük bir sancıdan doğduğunu gösteriyor.
Tuvallerin üzerine tül gibi gerilen ve altındaki katmanları kısmen görünmez kılan geometrik desenler, doğrudan Tasavvuf felsefesindeki “kesret ve vahdet”, yani örtünme ve açılma (peçe) kavramlarına referans veriyor. Zaidi, bu katmanlı yüzeyler aracılığıyla mutlak hakikatin ve tam bir anlamlandırmanın aslında insanoğlu için her zaman bir adım uzakta, erişilmez olduğunu fısıldıyor. Mağaralar, gölgeli girintiler ve ana rahmine benzeyen formlar, her şeyin başladığı o ilksel kökeni işaret ederken; sanatçının sürreal evreni bizi makro ile mikronun, gerçek ile kurmacanın, batıl inançlar ile rasyonel dünyanın sınırlarının tamamen eridiği büyüleyici bir eşikte ağırlıyor.
Pilar Corrias’ın Conduit Street mekanında son günlerine giren bu sergi, modern insanın doğayı evilleştirme, her şeyi kontrol altına alma ve çizgisel bir rasyonaliteye hapsetme kibrine karşı, içimizdeki o vahşi, mitolojik ve kaotik köklere geri dönme daveti niteliğinde.






