Çeyrek Asırlık Aradan Sonra Sessiz Bir Dönüş: BüroSarıgedik’te Gülsün Karamustafa ve “Resim Sergisi”

lemonSokakİstanbul1 saat önce2 Tıklanmalar

Elli yılı aşan sanat pratiğinde enstalasyondan videoya, Mısır Pazarı’ndan topladığı kumaş katmanlarından hazır nesnelere ve arabesk filmlere kadar malzemenin her halini deneyimlemiş bir isim Gülsün Karamustafa. Tate Modern ve Guggenheim gibi uluslararası kurumların koleksiyonlarına giren devasa işlerin, 1971’deki mahkûmiyet günlerinden süzülen tuvallerin ve Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü kaydeden görsel arşivlerin ardından seçtiği başlık şaşırtıcı derecede yalın: “Resim Sergisi”. İki kelime, başka hiçbir süsleme yok.

25 Yıllık Mesafenin Ardından Tuvalle Yakın Temas

1978’de Taksim Sanat Galerisi’nde açtığı ilk kişisel sergisinden bu yana resim, Karamustafa’nın üretiminde entelektüel omurgayı oluşturmayı hep sürdürdü. Ancak söylemek istediği sözün ölçeği büyüdükçe enstalasyon, montaj ve video gibi diğer medyumlar öne çıktı. Yaklaşık çeyrek asırdır tek başına bir resim sergisi açmayan sanatçı, 17 Eylül – 28 Ekim 2026 tarihlerinde BüroSarıgedik’te gerçekleşen bu yeni buluşmayla aradaki mesafeyi kapatıyor.

Sergi; tuval üzerine akrilik çalışmalar, çizimler ve karma teknikli kâğıt işlerini bir araya getiriyor. “Promised Paintings” (Vaat Edilmiş Resimler) alt başlığını taşıyan akrilik tuvaller 20 x 30 cm gibi son derece mütevazı boyutlara sahip. Fakat bu ölçek bir eksilmeye değil; el altında, yakın mesafeden ve sak sak kurulan yoğun bir diyaloga işaret ediyor. Başlık aynı zamanda sanatçının 2013’te SALT’ta açtığı “A Promised Exhibition” (Vaat Edilmiş Bir Sergi) seçkisine de doğrudan bir yankı gönderiyor; ertelenmiş, beklenmiş bir söz nihayet yerine getiriliyor.

Zamanı Kaydeden Bir Kronograf

Karamustafa kendini bir “kronograf” —zamanı tutan, ölçen ve akıp gideni işaretleyen bir araç— olarak tanımlıyor. 1946 Ankara doğumlu sanatçı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin ardından 1968 kuşağının toplumsal ivmesiyle şekillendi. 1971’de siyasi bir gerekçeyle mahkûm edildiğinde ve pasaportuna 16 yıl boyunca el konulduğunda, sınırın ve yerinden edilememenin ne demek olduğunu bizzat tecrübe etti. Cezaevi döneminde ürettiği Prison Paintings (1972) serisiyle başlayan bu tanıklık, ilerleyen yıllarda saten yorganlar (Mystic Transport, 1992), kent çöpleri ve gazete kupürleriyle Türkiye’nin modernleşme hikâyesini belgeleyen katmanlı bir arşive dönüştü.

“Malzeme çoğunlukla bana yol gösterir” diyen sanatçı için hazır nesne de tuval yüzeyi de aynı toplumsal hafızanın taşıyıcısı. 2024 Venedik Bienali’nde Türkiye’yi Oyuk ve Kırık Dökük: Bir Dünya Hali enstalasyonuyla temsil ettikten sonra, seksen yaşına yaklaşırken Beyoğlu’nda küçük boyutlu tuvallere geri dönmesi bilinçli bir duruş sergiliyor. Devasa küresel sahnelerin ardından gelen bu alçak sesli temas, sanatçının kendi kökleriyle kurduğu dingin bir diyalog hissi uyandırıyor.

Bir Galeri Değil, Temsil Bürosu

Sergiye ev sahipliği yapan BüroSarıgedik, konvansiyonel bir galeri formatı yerine kendini bir “sanatçı temsil bürosu” olarak tanımlıyor. Cengiz Çekil, Erdil Yaşaroğlu, Erdem Taşdelen, Meriç Algün, Leyla Pekmen, Aslı Özdoyuran ve Dilek Winchester gibi her biri özgün pratiğe sahip sınırlı sayıda isimle çalışan yapının bu duru yaklaşımı, Karamustafa’nın sergisine verdiği “Resim Sergisi” ismiyle tam bir uyum yakalıyor.

Büyük anlatılardan küçük yüzeylere çekilen bu buluşma, resmin yalnızca bir görüntü olmadığını; zamanın, sınırların ve saklı kalmış sözlerin süzüldüğü bir hafıza alanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3