Berlin Gecelerinin Alacakaranlığında Bir Sığınak: Pace Gallery’de “Goodbye Sadness, Hello Sadness” Sergisini Deneyimledik!

TowerSokakBerlin46 dakika önce3 Tıklanmalar

Geçtiğimiz günlerde Berlin’in o kendine has tekinsiz ve büyüleyici sanat rotasında iz sürerken yolumuzu Bülowstraße üzerindeki Pace Gallery’ye (Die Tankstelle) düşürdük. 4 Temmuz’dan bu yana sanatseverleri ağırlayan ve 23 Ağustos 2026’ya kadar devam eden “Goodbye Sadness, Hello Sadness” başlıklı grup sergisi, kelimenin tam anlamıyla geceye, hedonizme ve masumiyetin kaybına adanmış sürükleyici bir deneyim sunuyor.

İçeri adım attığımız an bizi karşılayan atmosfer, geleneksel bir galeri soğukluğundan feryat edercesine uzaktı. Serginin tam kalbinde, sanatçı Friedrich Kunath’ın Los Angeles’taki stüdyo barının birebir işleyen bir replikası olan Bar Va Bene yer alıyor. İki ucunda kırmızı neonlarla parıldayan “Goodbye Sadness” ve “Hello Sadness” yazılarının arasında dururken, Françoise Sagan’ın 1954 tarihli ikonik romanı Bonjour Tristesse’in o tasasız ama altı gizli bir hüzünle kaplı ruhunu iliklerimize kadar hissettik. Perşembe’den Pazar’a saat 17.00 ile 22.00 arasında izleyicilere gerçek bir bar olarak hizmet veren bu alanda, içkimizi yudumlarken geceyi bir olasılıklar ve muğlaklıklar sahnesi olarak deneyimlemek büyüleyiciydi.

Barın etrafında şekillenen 27 uluslararası sanatçının yapıtları arasında dolaşırken, gece hayatının ve bilinçaltının simgeleriyle dolu bir illüzyonun içine çekildik. Elmgreen & Dragset’in hiçbir yere açılmayan, üzerinde “VIP” yazılı çelik kapı heykeli “But I’m on The Guest List”, kulüp kültürünün o sahte ayrıcalık hissini yüzümüze vururken; Esben Weile Kjaer’in devasa disko topu sineği çalışması gecenin kaotik ışıltısını mekana yayıyordu. Lauren Quin’in tuvali adeta içeriden dışarıya doğru dönüştüren yoğun jestsel resmi ve Kylie Manning’in büyüleyici yeni çalışması, gündüzden geceye geçişteki o geçici içsel durumları görselleştiren en güçlü parçalardandı.

Klasikten çağdaş sanata uzanan inanılmaz bir kadroya tanıklık ettik: David Lynch’in tekinsiz dünyasından Albrecht Dürer’e, Norbert Bisky ve Monica Bonvicini’nin keskin dillerinden Alicja Kwade, Robert Nava, Martin Eder, Jeremy Shaw ve Trevor Paglen’e kadar her eser, gecenin ve bilinçaltının farklı bir katmanını aralıyordu. Biz orada, Kunath’ın barının kenarında durup o neon ışıkların altında gündüzle gecenin kesiştiği anı bizzat tecrübe ettik. Eğer bu aralar Berlin’deyseniz, 23 Ağustos’ta sona erecek bu büyüleyici gece serüvenini mutlaka bizzat ziyaret edip deneyimlemelisiniz.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3