
Dünya adlı gezegende iki buçuk milyar civarında çocuğun yaşadığı söyleniyor. Bu çocukların hepsi bir araya getirilse… Bana öyle gelir ki hemen arkadaş olup oyun oynamaya başlarlar. Çünkü çocukların kalpleri birbirine yakındır. Bu düşünceden yola çıkarak kurguladım “Dünyanın İki Ucu”nu. Dünyanın bambaşka coğrafyasından dört çocuk bir kitapta bir araya geliyor ve aynı duyguları yaşıyor algısını vermek istedim.
Eğitim ailede başlıyor. Bir Rus deyişi var, elma, ağacından öteye düşmez. Mutlulukla dolu bir ailedeki çocuk hayata bir sıfır önde başlar. Kanadını tuttuğunuz kuşun uçuşunu göremezsiniz. Çocuk ailede özgürce uçmayı öğrenirse hayat başarısı katlanarak artar. Büyümesine yetecek gücü ailede edinmişse, yaratıcı, özgüveni yüksek, hayata meraklı, hayatla uyumlu, kendini seven, dolayısıyla etrafındakileri de sevmeyi öğrenmiş biri olur. Okuldaki eğitim de bu görevi sürdürse ne güzle olur. Sadece hedefe kilitlenen çocuk, çocukluğa dair başka kazanımları edinemez.
Kitaplarımda iç sesleri çok önemsiyorum ve çokça kullanıyorum çünkü iç ses kalbin sesidir. Duygularımızın ifade edilmesidir. Gelişen ve dönüşen hayatlarımızda yazık ki duygular karanlıkta kalıyor, ihmal ediliyor. İyi de çocuğun duygularına dair farkındalığını beslemezsek, o tatlı küçük insan yalnızlaşacak ve iç dünyasının dengelerini korumayı öğrenemeyecek. Yetişkinlere verelim yalnızlığı. Çocuk bir başına çözemez dünyayı.
Güzel bir değerlendirme. Kitaplarımda olaydan çok insana odaklanıyorum evet. ‘O yüzden ‘ben’ diliyle yazmayı, bir şeyin kalbine kadar gitmeyi seviyorum. Kahramanım kendi derdini kendisi anlatsın istiyorum. Çünkü kedisiyle derdi olmayanın etrafındaki dünyayla da derdi olmaz. Kahramanım kendini anlatırken kalbi uyansın, çocuk okura da örnek olsun istiyorum. Duygusal olmanın tercih edilmediği, hatta alay konusu olduğu kültürümüze bu yüzden itirazım var. Duygu dünyamız olmasa biz neyiz ki.
Etrafındaki dünyayı seven insan kendini de sevmeyi öğrenir gibime gelir. Dünyada gezmeyi seviyorum, gittiğim coğrafyadaki çocukları izlemeyi, onlarla anılar edinmeyi de bir o kadar seviyorum. Gezi dönüşü duygularımı unutmamak için hemen yazarım. Her iki şık da doğru. Hem yolculuklar beni besliyor hem de yolculukta içimdeki hikâyeler orada edindiğim anılarla arkadaş olup şekilleniyor.
Röportaj: Pınar Yılmaz