
Berlin’deki Meyer Riegger galerisi, İsviçreli sanatçı Caroline Bachmann’ın Der See und die Sonne başlıklı kişisel sergisiyle bizi görme eyleminin kendisine ve mekânın hafızasına dair derinlikli bir yolculuğa çıkarıyor. Bachmann’ın sanatı, yalnızca geleneksel birer manzara resmi değil; zamanın, ışığın ve kişisel deneyimin tuval üzerinde nasıl katman katman biriktiğinin hassas birer belgesi niteliğinde. Sanatçı, doğanın uçucu anlarını yakalarken izleyiciyi de kendi bakışının hızını yavaşlatmaya davet ediyor.
Serginin çıkış noktası; isimlerin, coğrafyaların ve mekânların birbirini tekrar etmesi ama aslında asla aynı kalmaması fikri üzerine kurulu. Sanatçı, ABD Wisconsin’deki Geneva Lake ile Avrupa’daki adaşı arasındaki tuhaf benzerliği ve ayrışmayı sorguluyor.
Bachmann için bir mekân, haritalarla sınırlandırılmış sabit bir coğrafi birim olmaktan çok uzak. Aksine mekân; hafıza, kişisel projeksiyonlar ve bireysel deneyimlerle zihnimizde yeniden inşa edilen akışkan bir yapıdır. Sanatçının daha önceki Cenevre Gölü resimlerinden Wisconsin’deki yeni serisine geçişi, yakınlık ve mesafe kavramlarını sadece mekânsal bir ilişki olarak değil, algının iç içe geçmiş zamansız anları olarak önümüze koyuyor.
Bachmann’ın çalışma yöntemi, çağımızın o hız çılgınlığına inat, bütünüyle sabra ve uzun süreli bir dikkate dayanıyor. Gölün etrafını saatlerce dolaşmak, kıyılarında adımlamak ve aynı noktada tekrar tekrar durup uzun uzun bakmak; sanatçının algı dünyasını yapılandıran temel eylemlerdir.
O, ışığın, değişken hava durumunun ve atmosferin o saniyelik, uçucu anlarını küçük notlar ve hızlı çizimlerle atölyesine taşıyor. Ancak asıl büyü, bu görsel günlüklerin atölyede yağlı boya katmanlarına dönüşmesiyle başlıyor. Bachmann, boyayı tuval üzerine son derece ince katmanlar halinde ve üst üste bindirerek uyguluyor. Bu yöntem, gölün gün içindeki tüm ritmik değişimini yüzeye taşırken, resimlere adeta içeriden parlayan mistik bir ışık kaynağı kazandırıyor.
Sergi metninde dahi yazar Franz Kafka’nın 1911 yılındaki günlüklerinden yapılan o meşhur alıntı, Bachmann’ın sanatsal yaklaşımını kusursuz bir biçimde özetliyor: Kafka, bir gölün kıyısında seyahat ederken gördüğü gerçek manzarayı, zihninde hiç gitmediği Amerika’daki hayali yerlerle kıyaslar ve hemen ardından kendi algısının bu kurmaca görüntülere olan yatkınlığını sorgular.
Bachmann’ın resimleri de tam olarak bu tekinsiz eşikte duruyor. Gözlem ile hayal gücünün birbirine sızdığı, coğrafyanın zihinsel bir kurgu olarak yeniden üretildiği bir düzlem. Eserlerin sanatçı tarafından bizzat boyanmış özel çerçeveler içine yerleştirilmesi ise bu bakış eylemini daha da vurguluyor. Resim, pencerelerden süzülen manzarayı değil, o manzaranın zihnimizde nasıl birer illüzyona ve kurguya dönüştüğünü düşünmemiz için bizi kendimizle baş başa bırakıyor.
13.06.26 tarihine kadar






