Jemila Isa’nın Uyanış Kabusları ve Dreams Lost Upon Waking

TowerLondraSokak2 saat önce15 Tıklanmalar

Gözlerimizi açtığımız o ilk milisaniyede zihnimizden kayıp giden, ne kadar zorlarsak zorlayalım parmaklarımızın arasından süzülen rüyaların yasını tutarız. Londra merkezli genç sanatçı Jemila Isa ise o uçucu gece vizyonlarını yakalayıp tuvalin ve heykelin katı gerçekliğine çivilemeyi seçiyor. Haziran ayının başında Maureen Paley’nin ikonik deneysel alanı Studio M’de açılacak olan “Dreams Lost Upon Waking” başlıklı ilk büyük solo sergisini radara alıyoruz. Isa; inanç, maneviyat, kadınlık ve bize miras bırakılan toplumsal anlatıların tam ortasında kendi çıplak benliğimizi bulmanın o sancılı karmaşıklığını inceliyor.

Sarı Bir Tepeden Haiti’nin Gizemli Köklerine

Serginin tüm kavramsal omurgası, sanatçının 2015 yılında gördüğü ve uyanır uyanmaz dehşetle kağıda döktüğü tek bir canlı rüyadan besleniyor. Bu ham metin, sergide yer alan The Dream adlı eserin yüzeyinde doğrudan bir manifesto gibi okunabiliyor: “Yüksek, sarı bir tepede duruyordum ve yanımda tek bacaklı bir kuğu vardı. Gözlerimi iki kez kırptım, kuğu yok oldu. Tam o anda tam karşımdaki tepede beyaz bir şapel ve önünde pembe keten elbiseler içinde yakışıklı bir adam olduğunu fark ettim. Tek bir kelime bile etmeden birbirimize baktık ama içgüdüsel olarak biliyordum; o adam evlenmek için oradaydı ve ben onun geliniydim.”

Isa, bu rüyanın hemen ardından tesadüfen izlediği 1959 yapımı kült film Black Orpheus ile rüyasındaki o tropikal palmiye manzaralarının, pembe kumaşların, canlı sarı kumların ve esmer ten tonlarının muazzam görsel benzerliği karşısında sarsılır. Bu estetik şok, onu Afro-Latin ve özellikle Haiti sanatının dehlizlerine sürükler. Ernst Prophète, Philomé Obin ve Edgar Jean-Baptiste gibi Haiti resminin dahi isimleriyle tanışan sanatçı, onların işlerindeki maneviyat, din ve okült (gizemcilik) temalarını kendi pratiğine nakşeder. Bu mistik harmana, 18. yüzyıl halk kitaplarındaki o abartılı, neredeyse karikatürize şeytan illüstrasyonları da eklenir.

Evlilik İllüzyonu ve Özgürleştirici Şeytan

Ancak rüyalar sadece masum birer gece hikayesi değildir; bazen geleceğin kehanetini ya da geçmişin travmasını taşırlar. Isa, bu rüyayı gördükten kısa bir süre sonra, 2017 yılında evlenir. Üç yıl sonra, 2020’de ise bu evlilik boşanmayla sonuçlanır. Bu kişisel kırılmanın ardından sanatçı, evlilik kurumunun o kutsal, sorgulanamaz dokusunu radikal bir biçimde yeniden incelemeye başlar: Evlilik gerçekte kimin içindir, kime hizmet eder ve onun içine gömülü o monoton rutinler gerçekten arzulanması gereken bir başarı mıdır?

İşte tam bu sorgulamanın ortasında, Isa’nın tuvallerinde beliren o kıpkırmızı, karikatürize şakacı şeytan figürü amansız bir muğlaklık kazanır. Düğün gününde genç bir gelinin damadını acımasızca katleden bu kırmızı şeytan, katıksız bir kötülüğün ve yıkımın simgesi midir; yoksa gelini, zamanla onu eritecek, küçültecek ve görünmez kılacak o kurumsal hayattan erkenden çekip alan vahşi bir kurtarıcı mı?

Cape Town’daki Stevenson ve Londra’daki Sadie Coles gibi galerilerde sergilediği işlerle ve kazandığı saygın sanat konseyi ödülleriyle adından söz ettiren Jemila Isa, Studio M’deki bu solo şovuyla modern kadının bilinçaltındaki en büyük tabulardan birini yıkıyor. Tuvallerinden ve heykellerinden sızan o tekinsiz ama capcanlı renkler, rüyaların uyandığımızda kaybolmadığını, aksine hayatımızın tam ortasında bizi uyanık tutan sarsıcı birer hayalete dönüştüğünü kanıtlıyor.

4 Haziran – 25 Temmuz 2026

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3