Mekanların Ardışıklığı: Abigail Dudley ve A place after a place Sergisi

TowerLondraSokak23 saat önce40 Tıklanmalar

Londra’nın Warren Street üzerindeki Alice Amati galerisinde, zamanın o alışıldık, amansız akışının askıya alındığı bir eşikteyiz. Amerikalı sanatçı Abigail Dudley’nin “A place after a place” başlıklı sergisi, Gerald Murnane’in “First Love” öyküsündeki o radikal önermeyi merkezine alıyor:

Zaman diye bir şey yoktur, sadece mekânlar vardır. İnsanların zaman dediği şey, sadece bir mekândan diğerine geçişimizdir.

Dudley’nin tuvallerinde bu felsefe, kronolojik bir ilerlemeden ziyade, genişletilmiş bir duraksama olarak karşımıza çıkıyor.

Gündeliğin Epifanik Sessizliği

Dudley’nin resimlerinde, ilk bakışta hiçbir şey olmuyor gibi görünür. İki dostun sırt sırta vererek paylaştığı o huzurlu sessizlik; sanatçının kendisine benzeyen bir figürün yerel bir marketten aldığı mandalinaları yerken minyatür bir kitap okuması; ya da bir kadının, bir Rönesans azizesinin kayıtsızlığıyla ayakkabısındaki kumu boşaltması… Bunlar, neden-sonuç ilişkisinden koparılmış, kendi içine kapalı anlar.

Bu sahneler, tatildeyken veya amaçsız bir salı öğleden sonrasında hissettiğimiz o zamanın dışındaki zaman duygusunu uyandırıyor. Dudley, parçalanmış gündelik hayatın fragmanlarından süzdüğü bu atmosferlerde, bizi bir mekâna henüz varmışız ama aynı zamanda o mekândan çoktan süzülüp gidiyormuşuz gibi hissettiren bir belirsizlikte bırakıyor.

Formun Ekonomisi: De Kooning’den Tuymans’a

Serginin en çarpıcı unsurlarından biri, sanatçının atölye portrelerindeki form tercihlerinde saklı. “The Painter” adlı eserde, vücudun alt kısmındaki piktoral ağırlık dikkate değer: Bağdaş kurmuş bacaklar, anatomik bir tasvirden ziyade çiğ okra ve sarı tonlarında düzleştirilmiş, sıkıştırılmış bir kütleye dönüşmüş.

Bu yaklaşım, Willem de Kooning’in 1930’lardaki figür çalışmalarındaki biyomorfik sıkıştırmaları anımsatsa da, Dudley’nin figürleri De Kooning’in huzursuz deviniminden ziyade Luc Tuymans’ın o tekinsiz sessizliğini taşıyor. Gövde ve yüz, arkadaki krem rengi duvarla bütünleşip erirken, tüm görsel ağırlık o sarı kütlede toplanıyor; sanki yerçekimi ve boya aynı noktada sükûnete ermiş gibi.

Varoluş ile Siliniş Arasındaki Katmanlar

Dudley’nin tekniği, tıpkı teması gibi belleğin katmanları ile ilgili. Yağlı boya ve soğuk balmumu kullanarak inşa ettiği yüzeyleri, bezlerle geri silerek önceki katmanları ortaya çıkarıyor. Bu geri alma ve kazıma işlemi, imgeleri sürekli bir belirme ile silinme arasında askıda tutuyor.

Gördüğümüz sahneler, sanki henüz yeni görüş alanımıza girmiş ve bir an sonra ait olduğu zemine geri dönecekmiş gibi duruyor. John Yau’nun belirttiği gibi, Dudley’nin sanatında her şey keşfedilmiş gibi hissediliyor; Balthus’un teatral sokak sahneleri ya da Piero della Francesca’nın fresklerindeki o dondurulmuş dramaturji gibi.

A place after a place, izleyiciyi zamanın otoritesine karşı çıkmaya ve hayatı sadece bir yerden bir diğerine geçilen o sonsuz manzara olarak deneyimlemeye davet ediyor. Alice Amati’de devam eden bu sergi, 30 Mayıs 2026’ya kadar Londra’nın en sessiz ama en güçlü duraklarından biri olmaya aday.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3