“Chop Shop” Üzerine Bir İnceleme

KömürKazan Dairesi1 saat önce23 Tıklanmalar

Sinema, zaman ve mekanı bazen öyle bir dolaysızlıkla yakalar ki, perdede izlediğinizin kurgusal bir anlatı mı yoksa hayatın tam kalbinden sökülüp alınmış bir belgesel mi olduğunu unutursunuz. Yönetmen Ramin Bahrani’nin 2007 yapımı başyapıtı “Chop Shop”, tam da bu sarsıcı gerçeklik hissiyle açılıyor. New York’ta, yıkılan Shea Stadyumu’nun hemen gölgesinde, oto yedek parçacılarının derme çatma dükkanlarından oluşan ve Iron Triangle olarak bilinen o kaotik pazar yerindeyiz.

Burası F. Scott Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby‘de “Küller Vadisi” olarak adlandırdığı yerin modern bir yansımasıdır. Ancak bu kez hikayeyi zenginlerin değil, bu hurdalığın ortasında yaşam savaşı veren 12 yaşındaki Alejandro’nun gözünden izliyoruz. Arabaları at arabalarıyla değiştirirseniz, elinizde kusursuz bir Charles Dickens romanı kalır.

Sokakların İyimser Girişimcisi: Ale

Ale, sistemin en alt basamağında olmasına rağmen şaşırtıcı derecede iyimser ve girişimci bir çocuk. Rob adında bir adamın sahip olduğu dükkanın çatısı altındaki kontrplak bir odada yaşıyor ve dükkana yönlendirdiği her araba için 5 dolar kazanıyor. Metrodaki şeker satışları, korsan DVD’ler, çalınan jant kapakları ve hatta kapkaçlarla desteklediği bu gelir, onu bir suçlu yapmıyor; o sadece bir hayatta kalan. Amerikan rüyasının en temel basamaklarını, kendi kurallarıyla ve kendi elleriyle tırmanmaya çalışıyor.

Onun bu “hayatta kalma” mücadelesi, kendisinden dört yaş büyük kız kardeşi Isamar’ın yanına taşınmasıyla tamamen yeni bir boyut kazanıyor. Ale’nin kız kardeşi için hazırladığı o derme çatma oda, içine koyduğu küçük buzdolabı ve mikrodalga fırınla hissettiği o saf gurur, filmin duygusal çekirdeğini oluşturuyor.

Kusursuz Bir Estetik ve Doğallık İllüzyonu

Bahrani, filmin senaryosunu yazarken “Demir Üçgen”de bizzat aylarını geçirmiş. Bu adanmışlığın en büyük meyvesi ise oyuncu seçiminde ve performanslarda gizli. Filmdeki gölgeli işler çeviren Ahmad (Ahmad Razvi) dışında hiç kimse profesyonel bir oyuncu değil. Ale’nin patronu Rob, gerçekten o dükkanı işleten Rob Sowulski’nin ta kendisi. Başrollerdeki Alejandro Polanco ve Isamar Gonzales ise sadece sıradan öğrenciler.

Peki, bu amatör kadrodan profesyonelleri bile kıskandıracak bu doğallık nasıl çıkıyor? Bahrani ve görüntü yönetmeni Michael Simmonds’ın metodik dehasıyla.

Gizli Kameralar ve Doğaçlama: Klaket kullanılmayan setler, oyuncuların kelimeleri kendi sokak jargonlarına uyarlamalarına izin verilen anlar ve çekildiklerinden habersiz figüranlar…

Görsel İşçilik: Bu belgeselvari doğallığın ardında milimetrik bir sinematografi yatıyor. Karakterlerin sürekli ekranın sol (daha problemli) tarafına itildiği kompozisyonlar, arka planda tesadüfen durmayan hurda yığınları ve Ingmar Bergman’ın efsanevi görüntü yönetmeni Sven Nykvist’i referans alan o eşsiz portre ışıklandırmaları… Bahrani, Antonioni’nin Blow-Up‘ta çimenleri daha yeşil olması için boyaması gibi, her bir detaya hakim bir auteur.

Masumiyetin Kaybı ve Gerçeklikle Yüzleşme

“Chop Shop”, özünde oldukça sert bir büyüme hikayesi. Ale’nin tüm çabası, kardeşiyle birlikte işletecekleri bir tako karavanı satın almaktır. Her bir doları bu hayal için biriktirir. Ancak Isamar’ın fazladan parayı nasıl kazandığına dair o yürek burkan gerçeği fark ettiğinde, film yön değiştirir. Ale kız kardeşiyle asla doğrudan yüzleşmez; bunun yerine, onun bu paraya ihtiyaç duymaması için daha çok çalışmaya, bir ağabeyden ziyade evi geçindiren bir eş gibi sorumluluk almaya başlar.

Kendi gücünün sınırlarıyla ve Amerikan rüyasının aslında ne kadar aşağıdan başladığıyla yüzleştiği bu anlar, izleyicinin de boğazına bir yumru gibi oturur.

Bahrani’nin Görünmeyen Amerikalıları

İranlı göçmen bir ailenin Kuzey Carolina’da doğan oğlu olan Ramin Bahrani, kamerasını her zaman Amerika’nın görünmez insanlarına çeviren bir yönetmen oldu. Manhattan’daki Pakistanlı bir seyyar satıcıyı anlattığı Man Push Cart (2005) ve Senegalli bir taksi şoförünü işlediği Goodbye Solo (2008) gibi, Chop Shop da bu ülkenin temel taşlarını elleriyle kazan ama vitrinde asla yer bulamayanların hikayesidir.

Sonuç olarak “Chop Shop”, sadece 2000’lerin en iyi bağımsız Amerikan filmlerinden biri değil; aynı zamanda Neo-Realism akımının 21. yüzyıldaki en güçlü, en estetik ve en kalp kırıcı temsilcilerinden biridir. O paslı arabaların ve yağlı asfaltın arasında, sinemanın en saf halini bulacaksınız.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3