Zarafetin İçine Saklanmış Dehşet: “The Ballad of Narayama” (1958) Üzerine Bir İnceleme

KömürKazan Dairesi1 saat önce24 Tıklanmalar

Güzelliğin ve zalimliğin aynı karede bu kadar çarpıcı, bu kadar sarsıcı bir şekilde birleştiği çok az film vardır. Keisuke Kinoshita’nın 1958 yapımı başyapıtı The Ballad of Narayama, bizi Japonya’nın sisli dağ köylerinden birine götürüyor ve insan doğasının en acımasız geleneklerinden birini, eşine az rastlanır bir görsel zarafetle önümüze koyuyor: 70 yaşına gelen yaşlıların, soğuktan ve açlıktan ölmeleri için Narayama dağına terk edilmesi. Usta eleştirmen Roger Ebert’in de altını çizdiği gibi; bu film, anlatılan o kan dondurucu açlık ve ölüme terk ediliş hikayesi ile filmin stilize kabuki estetiği arasında muazzam bir uçurum, adeta büyülü bir boşluk yaratıyor.

Gerçekliği Reddeden Bir Estetik: Kabuki ve Sinemanın Flörtü

Kinoshita, böylesine ağır ve katlanılması güç bir hikayeyi dümdüz bir realizmle anlatmayı reddediyor. Bunun yerine, seyirciye sürekli bir temsil izlediğini hatırlatan, bilinçli bir yapaylık inşa ediyor. Şırıl şırıl akan bir derenin yanındaki stüdyo dekorları, arka plan için çizilmiş mat resimler, dramatik anlarda aniden siyaha düşen ve sonra tekrar aydınlanan tiyatral ışıklar… Tıpkı geleneksel Japon kabuki tiyatrosunda olduğu gibi, siyahlar içindeki bir anlatıcı bizi hikayenin katmanları arasında gezdiriyor. Ebert’in çok haklı bir şekilde belirttiği gibi; bu yoğun stilizasyon, hikayeyi düz bir anlatıdan ziyade bir masala dönüştürerek, o katlanılmaz zalimliği seyirci için “katlanılabilir” kılıyor. İlkbaharın yeşilinden sonbaharın kan kırmızısı yapraklarına, oradan Narayama’nın ölümcül beyaz karlarına uzanan bu mevsimsel döngü, ölümün ve kabullenişin görsel bir senfonisi gibi.

İki Farklı Veda: Orin’in Kabullenişi ve Mata’nın İsyanı

Filmin duygusal kalbinde, geleneksel kaderini benzersiz bir vakar ve sükunetle kucaklayan 70 yaşındaki dul Orin (Kinuyo Tanaka) yer alıyor. Onun bu kutsal teslimiyeti, aynı kaderi paylaşmak üzere olan ama ölüme gitmemek için çırpınan komşusu Mata’nın (Seiji Miyaguchi) vahşi isyanıyla keskin bir tezat oluşturuyor.

Aile dinamikleri de bu tezatı besliyor. Orin’in oğlu Tatsuhei, annesini çok seven ve onu dağa çıkarmak fikrinden nefret eden merhametli bir adamken; komşu Mata’nın ailesi çoktan yaşlı adamın yemeğini kesmiş durumda. Mata, hayatta kalmak için köyde bir çöpçü gibi dolanırken, Orin onu içeri alıp bir kase pirinç sunacak kadar yüce gönüllü. Ancak bu iyilik dolu kadının çevresi o kadar merhametli değil. Orin’in acımasız torunu Kesakichi, ninesinin 70 yaşında hala 33 dişinin sapasağlam olmasıyla alay eden bir şarkı söylüyor. Köylülerin intikamcı bir koro gibi eşlik ettiği bu şarkı, Orin’in şeytanlarla anlaştığını ima ettiğinde, filmdeki o unutulmaz ve sarsıcı sahne gerçekleşiyor: Orin, ölüme hazır olduğunu kanıtlamak için ağzındaki bir taşı var gücüyle ısırıyor ve kanlı diş etlerini köylülere sergiliyor. Fedakarlığın, vahşetle sınandığı o korkunç an…

Dağın Katı Kuralları ve Alt Metnin Ağırlığı

Orin, köyden eksilecek fazladan bir boğaz olarak kendi ölümünü kucaklarken, geride kalanları da düşünüyor. Yeni dul kalan oğluna mükemmel bir eş olacağını düşündüğü Tama’ya, sadece kendisine ait olan gizli bir alabalık avlama noktasını gösteriyor.

Sonunda o kaçınılmaz yolculuk başlıyor. Narayama’ya çıkmanın üç katı kuralı var:

  • Dağa çıkmaya başladıktan sonra asla konuşmayacaksın.
  • Sabah köyden ayrıldığını kimse görmeyecek.
  • Asla arkana bakmayacaksın.

Tatsuhei, annesini karlı zirvede siyah kargaların tünediği ıssız bir kayalığa bıraktığında, yağan kara bakıp içinden sessizce seviniyor; çünkü kar, annesinin daha hızlı donarak daha az acı çekmesini sağlayacaktır. Merhametin, ölümün hızlanmasını dilemek olduğu o dondurucu an, sinema tarihinin en ağır sekanslarından biri.

Peki bu tuhaf kabulleniş ne anlama geliyor? Ebert’in de işaret ettiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımından henüz yeni çıkmış bir Japonya’da, Orin’in bu dehşet verici kaderi sükunetle kabullenmesi, Japon halkının korkunç felaketler karşısındaki metanetine bir övgü, bir alegori olabilir.

Kariyeri boyunca müzikallerden gerilimlere kadar sayısız türde eser veren ancak The Ballad of Narayama gibi bir filmi bir daha asla yapmayan Keisuke Kinoshita, kader ile sanatı çarpıştırarak aklımızdan çıkmayacak bir başyapıt bırakıyor geriye. Filmin sonunda Tatsuhei’nin yeni eşi Tama’nın söylediği o cümle ise, filmin yankısını sonsuzluğa taşıyor: “70’imize geldiğimizde, Narayama’ya birlikte çıkacağız.”

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3