
Londra’nın loş boks salonlarından Berlin’in disiplinli antrenman arenalarına, oradan İstanbul’un o her sokağa taşan tutkulu taraftar seslerine… Spor, sadece skor tablolarından ibaret bir rekabet değil; her bir ter damlasının içinde saklı duran, anlatılmayı bekleyen birer insan hikâyesidir. Biz No-26 olarak, hayatın bu en dinamik katmanını sinemanın estetiğiyle birleştiren işleri seviyoruz. Bu hafta Kazan Dairesi’nde hararet, sadece makinelerden değil, sahadaki mücadelenin perdeye yansıyan sıcaklığından geliyor. Geçtiğimiz yıl spor ve sinemayı aynı çatı altında toplayarak ses getiren İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında çıtayı bir adım daha yukarı taşıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran öncülüğünde hayata geçen festival, 26–29 Mart 2026 tarihlerinde İstanbul’u bir spor-sinema platosuna dönüştürmeye hazırlanırken, heyecanla beklenen finalistler sonunda açıklandı. Peki, bu katın havasını değiştirecek o hikâyeler neler?
Apartmanımızın bu katında, yani Kazan Dairesi’nde, sporun sadece fiziksel bir güç gösterisi olmadığını kanıtlayan kısa film seçkisi başrolde. ISFF 2026 Kurmaca Kısa Film yarışması, sporun bireysel kimlikten toplumsal direnişe uzanan o ince çizgisinde dolaşıyor.
Özellikle Kanada yapımı “A Good Day Will Come”, bir güreşçinin politik baskılar altındaki sessiz çığlığını anlatırken; İngiltere’den gelen “The Fight”, Londra’nın o gri, maskülen boks salonlarında yer edinmeye çalışan genç bir kadının cesaretine odaklanıyor. Modern zamanların yeni stadyumu olan bilgisayar başındaki mücadeleyi ise Filipinler yapımı “G!” ile espor üzerinden izliyoruz. Bu filmler, sahadaki mücadelenin aslında bir “kendini var etme” çabası olduğunu gösteriyor.
Breaking the Tide (ABD): Hawaii’nin dalgaları arasında bir aile dramı.
Inundation (Hollanda): Savaş travması ve suyla barışma hikâyesi.
The Champion’s Mural (İtalya): Napoli’nin Maradona ile atan kalbi ve gençlerin umudu.
Untouchable (ABD): Eskrimdeki başarı hırsının yarattığı psikolojik gerilim.
Belgesel kanadında ise sporun dönüştürücü gücü, coğrafi sınırları aşan bir vizyonla karşımıza çıkıyor. İstanbul’un kaotik ama büyüleyici taraftarlık kültürüne yapay zekâ lensiyle bakan Türkiye yapımı “Abstract”, aidiyet duygusunu sorgularken bizlere çok tanıdık ama bir o kadar da yeni bir perspektif sunuyor.
Kadın futbolunun Kırgızistan’daki tabuları yıkışını “Kickoff” ile, zihinsel rahatsızlıkları olan bir futbol takımının umut dolu yolculuğunu ise İtalya ve Senegal ortak yapımı “The Madmen Coach” ile takip edeceğiz. Brezilya’nın sörf dalgalarından Uruguay’ın jimnastik salonlarına kadar uzanan bu seçki, sporun engel tanımayan, birleştirici ruhuna adanmış birer başyapıt niteliğinde.
ISFF, sadece bir film gösterim serisi değil; aynı zamanda sporun hafızasını, mücadelesini ve kimliğini yeniden düşündüğümüz bir platform. Mart ayının son günlerinde İstanbul’un farklı mekânlarına yayılacak olan gösterimler ve söyleşiler, şehre sporun o iyileştirici enerjisini yayacak.
No-26 editör masası olarak notumuzu düşelim: Spor filmleri, sadece kazananları değil, düşüp de yeniden kalkanları, pes etmeyenleri ve sahada kendi hikâyesini yazanları anlattığı sürece sinemadır. Apartmanımızın bu katındaki bu yeni enerjiye ortak olmak, sahanın kokusunu sinema salonunda almak için takvimlerinizi işaretlemeyi unutmayın.
Apartman Sakinlerine Not: Festival programına dair tüm detaylara ve seans bilgilerine
www.isff.com.tradresinden ulaşabilirsiniz. Kazan dairesindeki bu hararet, Mart sonunda zirve yapacak!






