
Berlin’in gri duvarlarında yankılanan o bitmek bilmeyen rüzgârı, Londra’nın Thames kıyısındaki sisli tekinsizliğini ve İstanbul’un her köşe başında pusuya yatmış o melankolik kaosunu düşünün. Bazı hikâyeler vardır ki; sadece bir şehre değil, topyekûn bir varoluşun sonuna aittir. No-26 sakinleri, bu hafta Kazan Dairesi’nde hararet oldukça yüksek, ancak bu kez ısınmak için değil, sinema tarihinin en karanlık, en ağır ve en büyüleyici “kıyametine” tanıklık etmek için toplanıyoruz. Arter, 25 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında sinemanın filozofu Béla Tarr ve onun kelimelerdeki ruh eşi, taze Nobel ödüllü László Krasznahorkai’yi ağırlıyor. Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan Tarr’ın aziz hatırasına bir saygı duruşu niteliği taşıyan bu seçki, apartmanımızın en alt katında derin bir iz bırakmaya hazırlanıyor.
Apartmanımızın kazan dairesinden bu kez dumanlar değil, Macar steplerinin o bitmek bilmeyen çamuru ve rüzgârı yükseliyor. Geçtiğimiz ay sinema dünyasını yasa boğan Béla Tarr, sadece bir yönetmen değil, zamanı bükmeyi başaran bir simyacıydı. Azize Tan küratörlüğünde düzenlenen “Kıyametin Ustaları” programı, Tarr’ın sinemadan emekli olmadan önceki o muazzam külliyatını ve sinema dilini kökten değiştiren vizyonunu Sevgi Gönül Oditoryumu’na taşıyor.
Bu program, Tarr’ın sinemadaki görsel şiirini, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazar László Krasznahorkai’nin kıyameti andıran dehşet dolu cümleleriyle nasıl birleştirdiğini gözler önüne seriyor. İkilinin ortaklığı, sinema tarihinin gördüğü en organik ve sarsıcı iş birliklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Apartmanımızın Çatı Katı’na çıktığınızda, raflarda bu aralar tek bir isim hakim: László Krasznahorkai. Nobel Komitesi’nin sanatın gücünü yeniden doğrulayan vizyoner eserleri için ödüle layık gördüğü yazar, Tarr’ın filmlerinin gizli mimarı. Program kapsamında gösterilecek olan Şeytan Tangosu ve Karanlık Armoniler (Direnişin Melankolisi), edebiyatın sinemaya sadece konu değil, bir ruh üflediğinin en somut kanıtları.
Gerek 25 Şubat’taki Reha Erdem ve Azize Tan sohbeti, gerekse 1 Mart’ta Didem Bayındır ve Ömer Oyal’ın gerçekleştireceği edebiyat odaklı konuşma, Krasznahorkai’nin o uzun, nefes kesen cümlelerinin neden Nobel’e uzandığını anlamak için eşsiz birer fırsat sunuyor.
Arter’in giriş katındaki danışmadan veya dijital platformlardan temin edebileceğiniz biletlerle katılacağınız bu programda, her gün farklı bir sarsıntıya hazır olun.
25 Şubat Çarşamba akşamı saat 18:30’da Reha Erdem ve Azize Tan’ın sinema dili üzerine yapacağı derinlikli sohbetle kapılar açılıyor. Hemen ardından saat 19:30’da, ikilinin ilk büyük iş birliği olan Lanet [Kárhozat] (120′) ile yağmurlu ve umutsuz bir dünyaya giriş yapıyoruz.
26 Şubat Perşembe günü saat 19:30’da bizi Simenon uyarlaması olan, sislerin içinden çıkıp gelen Londra’dan Gelen Adam [A londoni férfi] (139′) karşılıyor. 27 Şubat Cuma ise saat 19:30’da, kasabaya gelen gizemli bir dev balina leşiyle dengelerin bozulduğu o unutulmaz başyapıt Karanlık Armoniler [Werckmeister Harmóniák] (145′) beyaz perdede olacak.
Hafta sonu ise tempo iyice ağırlaşıyor ve derinleşiyor. 28 Şubat Cumartesi saat 16:00’da Tarr’ın sinemaya vedası niteliğindeki Torino Atı [A torinói ló] (146′) gösterilecek. Gösterim sonrası saat 19:00’da Fatih Özgüven, bu filmin ontolojik ağırlığı üzerine bir konuşma gerçekleştirecek.
Kapanış ise tam bir dayanıklılık testi ve estetik şölen: 1 Mart Pazar günü saat 13:00’te Krasznahorkai edebiyatı üzerine yapılacak söyleşinin ardından, saat 14:30’da 7 saati aşan süresiyle efsaneleşen Şeytan Tangosu [Sátántangó] (439′) izleyiciyi bekliyor.
Tüm filmlerin İngilizce ve Türkçe altyazılı olarak gösterileceği bu seçkide, kombine bilet almanın bir avantajı da Arter’deki güncel sergileri gezme hakkı tanıması.
Bu katın havası biraz ağır, kabul ediyoruz; ancak Béla Tarr’ın dediği gibi, “Dünya zaten böyle, biz sadece ona bakıyoruz.” Kıyametin bu kadar zarif bir şekilde anlatıldığı başka bir durak bulamazsınız.






