
Londra’nın sisli sabahlarında Richmond Park’ta asırlık meşelerin arasından süzülen o nemli toprak kokusunu bilirsiniz; ya da Berlin’in ortasında, Tiergarten’ın vahşi ve özgür ruhunda kaybolmanın şehirli ruhumuza nasıl bir nefes aldırdığını. İstanbul’da ise bu nefes, bazen beton yığınlarının arasından sızan bir mucize gibi gelir. Ancak bugün, no-26’nın Kazan Dairesi’nden dumanlar yükseliyor; ama bu seferki hararet sadece filmlerin yarattığı heyecandan değil, gezegenin yükselen ateşinden kaynaklanıyor. Salt Beyoğlu, her yıl merakla beklediğimiz “Bu son şansımız mı?” gösterim programının 2026 seçkisiyle, bizi apartman dairelerimizden çıkarıp yeryüzünün gerçek ciğerlerine, ormanların derinliklerine davet ediyor. Amazonlar’dan Sibirya’ya uzanan bu seçki, sadece bir izleme deneyimi değil; mülkiyetin, sömürgeciliğin ve hayatta kalma mücadelesinin ağaç halkalarına kazınmış hikâyesi. Şehrin kaotik güzelliği içinde, ekolojik bir yüzleşmeye hazır mısınız?
Apartmanımızın en alt katında, makinelerin gürültüsü arasında gerçeği aradığımız o noktada, bu yıl ormanların sesini dinliyoruz. Salt Beyoğlu’nun Açık Sinema katında, 18 Şubat’ta başlayacak olan program, ormanı sadece bir manzara değil, politik ve ekolojik bir çatışma alanı olarak konumlandırıyor. Garanti BBVA destekli bu seçki, 2026 yılında odağını “orman yönetimi” ve “yerel bilgi” üzerine kurarak, iklim krizine sinemanın o çarpıcı lensinden bakmamızı sağlıyor.
Programın açılışını yapan Walden (2018), bir köknar ağacının Avusturya’dan Brezilya’ya uzanan hammadde yolculuğunu takip ederken, küresel ticaretin ne kadar absürt ve yıkıcı olabileceğini yüzümüze vuruyor. Hemen ardından gelen Taming the Garden [Bahçeyi Evcilleştirmek], asırlık ağaçları bir koleksiyon parçası gibi söküp kendi bahçesine diken bir otoritenin hikâyesiyle, mülkiyet kavramını köklerinden sarsıyor.
Kazan dairesinin sıcaklığı, 21 Şubat’ta gösterilecek olan Paradis [Cennet] ile iyice artıyor. Sibirya’nın kuraklıkla ve yangınla imtihanını izlerken, uzak dediğimiz felaketlerin aslında kapı eşiğimizde olduğunu hissediyoruz. Aynı gün izleyeceğimiz Delikado [Hassas Mevzu] ise turistik bir cennetin ardındaki ekolojik savunma savaşını, Filipinler’in son ekolojik sınırında verilen mücadeleyi belgeliyor. Bu filmler, sadece teknik birer başarı değil; her biri, izleyiciyi “Bu son şansımız mı?” sorusuyla baş başa bırakan birer vicdan muhasebesi.
Etkinlik sadece beyaz perdeyle sınırlı kalmıyor; no-26’nın balkonundan bakıp şehri izlemek yerine, bu kez toprağa basmaya davet ediliyoruz. 1 ve 15 Mart tarihlerinde biyolog Burçin Çıngay rehberliğinde gerçekleşecek olan “Silva Memoriae / Ormanın Hatırladıkları” yürüyüşleri, Aydos ve Belgrad ormanlarının görünmez bileşenlerini keşfetmemizi sağlayacak. Şehrin bu “yeşil odaları”, bizim onlara yüklediğimiz anlamlardan çok daha derin bir belleğe sahip.
Ayrıca, 21 Şubat’taki Uğur Zeydanlı konuşması, biyoçeşitlilik krizini güncel örneklerle masaya yatırarak, apartmanımızın temelindeki çatlakları nasıl onarabileceğimizi tartışacak.
Eğer Beyoğlu’nun o kalabalık İstiklal koridorlarına çıkmaya vaktiniz yoksa, Salt bu deneyimi dijital dünyaya da taşıyor. Seçkide yer alan filmler, 1–8 Mart tarihlerinde saltonline.org üzerinden çevrimiçi olarak izlenebilecek. Bu, apartmanın hangi katında olursanız olun, bu kolektif bilince ortak olabileceğiniz anlamına geliyor.
Gösterim Programı Detayları:
18 Şubat Çarşamba, 19.00: Walden (Daniel Zimmermann)
20 Şubat Cuma, 19.00: Taming the Garden (Salomé Jashi)
24 Şubat Salı, 19.00: L’Arbre de l’Authenticité (Sammy Baloji)
26 Şubat Perşembe, 19.00: Havumetsän lapset [Ormanın Çocukları] (Virpi Suutari)
28 Şubat Cumartesi: Valentina e i MUOStri, Anyox ve We Are Guardians gösterimleri.
Editörün Notu: Unutmayın, bu gösterimler ücretsiz ve herkesin katılımına açık. Ancak 18+ kuralı gereği, yanınızda kimliğinizi bulundurmayı unutmayın; zira gerçekler bazen sert birer tokat gibi inebiliyor.
Salt’ın bu kıymetli programı, ormanları sadece birer kaynak olarak gören anlayışa karşı, onları yaşamın kendisi olarak yeniden tanımlıyor. Apartmanımızın geleceği, ormanların fısıldadığı bu hikâyeleri ne kadar dikkatli dinlediğimize bağlı.






