
2026 yılının şubat ayından, ödül sezonunun toz dumanı arasında geriye dönüp baktığımızda, bazı filmlerin gürültülü alkışlarla değil, sessiz bir hayranlıkla kalbimizde yer ettiğini görüyoruz. Marc Evans’ın yönettiği Mr Burton, bir şöhret hikayesi bekleyenleri şaşırtarak, potansiyelin kadere dönüştüğü o kırılgan “inşa” sürecine odaklanıyor.
Bu film, Richard Burton’ın Elizabeth Taylor ile olan fırtınalı aşklarını ya da Hollywood’un zirvesindeki sarhoşluklarını anlatmıyor. Aksine, film tam da şöhretin başladığı yerde biterek, bizi asıl kahramanla baş başa bırakıyor: Philip Burton.
Richard Burton’ın (filmdeki adıyla Rich Jenkins) hırçın, öfkeli ve yoksullukla yoğrulmuş Gallerli bir çocuktan, tarihin en ikonik seslerinden birine dönüşme süreci, Marc Evans’ın ellerinde bir “kurtarma operasyonu” olarak işlenmiş.
Dilin Gücü: Filmde aksan, diksiyon ve dilbilgisi sadece birer ders konusu değil; sınıf atlamak ve hayatta kalmak için kullanılan birer silah.
Seçilmiş Babalık: Biyolojik babasının duygusal ihmali karşısında Philip Burton’ın (Toby Jones) disiplinli otoritesi, Rich için bir sığınak haline geliyor.
Görünmez Emek: Başarı, bir tesadüf değil; Philip Burton’ın sabrı ve inancıyla ilmek ilmek işlediği bir mimari proje olarak sunuluyor.
Toby Jones, Philip Burton rolünde kariyerinin en kontrollü ve derinlikli performanslarından birini sergiliyor. Jones, Philip’in hayal kırıklıklarını ve öğrencisine duyduğu adanmışlığı öyle bir dengede tutuyor ki, ekranda bir “aziz” değil, etiyle kemiğiyle bir “öğretmen” görüyoruz. Harry Lawtey ise geleceğin Richard Burton’ının o ham, patlamaya hazır enerjisini taklitçiliğe kaçmadan harika yansıtıyor.
Mr Burton, 2026 sinemasında giderek yükselen “mitolojiden arındırılmış biyografi” trendinin en güçlü temsilcilerinden biri. Marc Evans, sinematik bir “yükseliş ve çöküş” hikayesi yerine, karakterin omurgasının nasıl çatıldığını anlatmayı seçmiş. Film, izleyiciye şu soruyu soruyor: Eğer birisi tam zamanında müdahale etmeseydi, Richard Burton hiç var olur muydu?
“Büyük yetenekler bazen sadece birisinin onlara inanmayı seçmesiyle hayatta kalır. Bu film, o seçimin ağırlığını omuzlarında taşıyor.”






