Fario (2024): Toprağın Hafızası ve Yasın Halüsinatif Kıyıları

KömürKazan DairesiTeras2 saat önce7 Tıklanmalar

Lucie Prost’un ilk uzun metrajlı filmi olan Fario, izleyiciyi Fransız kırsalının puslu nehir yataklarından Berlin’in teknoda boğulmuş gece kulüplerine, oradan da bastırılmış bir vicdan azabının en derinlerine götüren, sarsıcı bir yas ve çevre draması olarak sinema tarihindeki yerini alıyor. Film, 27 yaşındaki bir mühendis olan Léo’nun, üç yıl önce intihar eden çiftçi babasından kalan toprakları satmak üzere köyüne dönüşünü merkezine alıyor. Ancak bu basit bir gayrimenkul satışı değil, Léo’nun Berlin’de uyuşturucu, partiler ve işkoliklikle ördüğü savunma duvarlarının yıkılış hikayesidir. Léo’nun babasının mirasını nadir toprak metalleri arayan dev bir maden şirketine satma planı, nehirde fark ettiği tuhaf doğa olaylarıyla birlikte kontrolden çıkar. Lucie Prost, bu ilk filminde ekolojik bir felaket ihtimalini, yas tutmayı reddeden bir ruhun içsel çürümesi için kusursuz bir metafor olarak kullanıyor. Film boyunca nehirdeki kirliliğin gerçek bir çevre felaketi mi yoksa Léo’nun babasının ölümüyle yüzleşememesinden kaynaklanan bir sanrı mı olduğu sorusu, izleyiciyi tekinsiz bir belirsizliğin içine hapsediyor.

Filmin uluslararası arenadaki başarısı ve prestiji, kazandığı ödüller ve adaylıklar ile tescillenmiş durumdadır. Fario, dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 2024 Locarno Film Festivali’nin “Cineasti del Presente” (Günümüzün Sinemacıları) bölümünde yarışarak büyük bir dikkat çekmiş ve bu prestijli festivalden bir ödülle dönmeyi başarmıştır. Locarno gibi auteur sinemasına değer veren bir platformda boy göstermek, Lucie Prost’un sanatsal vizyonunun ne denli özgün olduğunu kanıtlar niteliktedir. Fransız hükümetinin kültür fonları tarafından desteklenen bu yapım, festivallerdeki bu başarısıyla sadece bir çevre filmi olmadığını, aynı zamanda derinlikli bir psikolojik etüt olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Gişedeki kısıtlı başarısına rağmen, eleştirmenler tarafından estetik dürüstlüğü ve Finnegan Oldfield’ın olağanüstü performansı nedeniyle göklere çıkarılmıştır.

Finnegan Oldfield, canlandırdığı Léo karakterinde, babasının intiharıyla parçalanmış bir adamın sessiz çığlığını fiziksel bir yoğunlukla dışa vuruyor. Léo’nun mühendislik disiplini ile bastırılmış duygularının yarattığı halüsinatif ataklar arasındaki gidiş-gelişler, filmin gerilimini ayakta tutan en önemli unsurdur. Ona eşlik eden Megan Northam ve Florence Loiret Caille ise hikayeye şiirsel bir direnç katıyorlar. Özellikle annenin yas sürecini tiyatro yoluyla işlemesi, filmin travma ile başa çıkma yöntemleri üzerine kurduğu derinlikli yapıyı destekliyor. Bu kadın karakterler, geleneksel anlatıların aksine, erkek kahramanın gölgesinde kalmıyor, aksine kendi bağımsız ve güçlü duruşlarıyla Léo’nun geçmişine farklı bir gözle bakmasını sağlıyorlar. Filmdeki karakterlerin kendilerine nefes alma alanı tanıyan yavaş ritmi, izleyiciye de kendi içsel boşluklarına bakma fırsatı sunuyor.

Filmin sinematografik dili, nehirleri, ormanları ve karanlık uçurumları adeta birer canlı karakter gibi tasvir ediyor. Görüntü yönetimi, doğanın huzurlu güzelliği ile kirliliğin yarattığı tekinsizliği iç içe geçirerek rüya benzeri bir atmosfer yaratıyor. Fario, sadece bir bireyin yasını anlatmıyor; aynı zamanda Fransa’daki çiftçi intiharları salgını gibi yakıcı bir toplumsal soruna da parmak basıyor. Ancak bunu istatistikler üzerinden değil, toprağı işlemenin zorluklarını bizzat deneyimlemiş bir yönetmenin samimi tanıklığı üzerinden yapıyor. Toprağın sadece bir mülk değil, bir bellek alanı olduğu gerçeği, maden şirketinin sondaj makineleri toprağa girdikçe daha da belirginleşiyor. Léo için nehirdeki kirliliği araştırmak, aslında babasının neden vazgeçtiğini, kendisinin neden kaçtığını ve miras kalan acının nasıl temizleneceğini araştırmaktır.

Sonuç olarak Fario, çevre krizini bir dışsal sorun olmaktan çıkarıp insanın içsel yaralarıyla birleştiren yeni nesil bir Fransız sanat sineması örneğidir. Lucie Prost, halüsinatif bir kurgu ile izleyiciyi rasyonel olanla duygusal olan arasındaki ince çizgide yürütüyor. Berlin’in sahte parıltılarından kaçıp köklerine dönen bir gencin hikayesi, aslında hepimizin geçmişimizle olan kaçınılmaz randevusunu temsil ediyor. Toprağın zehirlenmesi ile ruhun zehirlenmesi arasındaki bu çarpıcı paralellik, filmin finaline kadar etkisini yitirmeyen bir huzursuzluk yaratıyor. Eğer çevre krizini sadece politik bir söylem olarak değil, insani bir yıkım ve iyileşme süreci olarak görmek isterseniz, Fario size doğanın ve yasın birbirine karıştığı o unutulmaz nehir kıyısını vaat ediyor. Toprak, babanızın hatırasını tutuyorsa, onu satmak aslında kendinizden bir parçayı feda etmektir ve Lucie Prost bu fedakarlığın bedelini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3