
Sonbaharın gelişiyle birlikte Çukurova’nın sıcak rüzgârı, Türkiye sinemasının en köklü yüzleşme alanlarından birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 26 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması finalistleri, bu yıl insan ruhunun karanlık odalarına, aile içi saklı hesaplaşmalara, dijital dünyanın yalnızlaştırdığı bedenlere ve Anadolu’nun puslu coğrafyasına tutulan aynayı daha da derinleştiriyor. On filmden oluşan yarışma seçkisi, yalnızca hikâyeleriyle değil, kurdukları üslup ve atmosferle de Türkiye sinemasının güncel haritasını ortaya koyuyor.
Seçkide Anadolu’nun ücra köşelerinden yükselen vicdan ve hakikat arayışları öne çıkıyor. Ali Özel’in Beklenti filminde ücra bir köyde ölü bulunan bir kadın doktorun ardından sarsılan toplumsal dengeler ve avukatın manipüle edilen gerçeklerle imtihanı izlenirken; Banu Sıvacı Günyüzü ile demansın unutturduğu bir geçmişin ortasında, kardeşinin katilinin kızıyla bağ kuran bir kadının vicdani sıkışmışlığını perdeye taşıyor. Tunç Şahin ise Canavar’da küçük bir kasabada tarifini unuttukları aile yemeği “Kapama”yı pişirmek için bir araya gelen akrabaların geçmişle olan o yemesi zor hesaplaşmasını odağa alıyor.
Çağdaş insanın kentte ya da dijital dünyadaki sıkışmışlığı da seçkinin bir diğer güçlü damarını oluşturuyor. Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filmi, Bursa’da bir toplu konutun 20. katında amansız bir hastalıkla boğuşan genç bir çocuğun VR dünyasındaki sığınağını ve babasının onu bir okul servisinde çıkardığı son yolculuğu incelikle ele alıyor. Pınar Yorgancıoğlu’nun Karanlıkta Islık Çalanlar’ı, bilgisayar oyunu bağımlısı bir yazar ve doyumsuz aile fertlerinin hayatına sızan doğaüstü bir ziyaretçi üzerinden ertelenmiş hayallerin hayaletlerini absürt bir dille sorgularken; Muzaffer Mehmet Çağlar’ın Varlık filmi, ölüm döşeğindeki zengin bir tüccarın etrafında toplanan ailenin ahlaki çatlaklarını sessizlikler üzerinden okuyor.
Sinema endüstrisinin, toplumsal sınıfların ve insan ilişkilerinin yozlaşması da yönetmenlerin merceğinde. Sinan Biçici’nin Patates Kızartması, bir dizi setinde yolları kesişen şöhretli bir oyuncu ile tiyatrosu batmak üzere olan eski bir dostun üzerinden “insan değiştikçe mi hayallerinden vazgeçer?” sorusunu soruyor. Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filmi yasa dışı atık ticaretinin en alt basamağındaki iki arkadaşın çöp imparatorluğu kurma arzusuyla çürüyen ruhlarını resmederken; Miraç Atabey’in William Hogarth’tan ilhamla kurguladığı Moda Evlilik, yeni evli bir yönetmen ve sosyal medya fenomeninin ilişkisindeki boşluğu kesintisiz sahnelerle bir anti-film estetiğine dönüştürüyor. Seçkinin en sıra dışı tonlarından biri ise Alphan Eşeli’nin Karadeniz’in puslu coğrafyasında geçen modern korku masalı Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri; sıra dışı bir yaratık dünyaya getiren bir annenin koşulsuz sevgisini ve gerilim dolu koruma güdüsünü felsefi bir kulvara taşıyor.