
Lütfi Kırdar’ın Rumeli Salonu’nda, Contemporary Istanbul’un 5. kez düzenlediği CI BLOOM’un koridorlarında dolaşırken karşımıza çıkan bir İstanbul, alışıldık silüetlerin çok uzağında bir yerde duruyor. Yapay zekâ sanatının dünyadaki öncü isimlerinden Vikki Bardot, nam-ı diğer Gizem Avcıoğlu; “Zaman ve Şehre Dair” (Of Time and City) başlıklı yeni post-fotografik serisiyle kenti bir manzara olmaktan çıkarıp, aşınmış bir bellek yüzeyine dönüştürüyor. Difoart Collective sunumuyla 19 Nisan’a kadar görülebilecek olan bu seri, kenti Derrida ve Deleuze’ün kavramsal çerçevesinden süzerek parçalı bir bellek tortusu olarak yeniden kurguluyor.
Adını Terence Davies’in 2008 tarihli belgeselinden ilhamla alan çalışma, aslında kaybın görsel dili üzerine bir meditasyon niteliğinde. Bardot, insanın aksine yapay zekâ modellerinin hatırlamadığını, sadece var olmayan anların imgelerini ürettiğini belirterek, bu süreci bir “yanlış hatırlama estetiği” olarak tanımlıyor. Sanatçıya göre, günümüz insanının kentle kurduğu ilişki artık netliğini yitirmiş ve deforme olmuş durumda; bu nedenle eserlerdeki İstanbul imgeleri birer ikon olmaktan çıkarak, zamanın ve algının içinde askıda kalmış, aşınmış izlere dönüşüyor. Hahnemühle Fine Art Pigment baskılar üzerinde yükselen bu analog ve dijital bozulmalar, izleyiciyi hem geçmişe dair nostaljinin hem de şimdiye dair kavrayışın istikrarsızlığıyla yüzleştiriyor.
Vikki Bardot’un bu disiplinlerarası üretim gücü, sadece galeri duvarlarıyla sınırlı değil; kendisi sinema dünyasında da yapay zekânın sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda SİYAD Ödülleri’nde En İyi Kısa Film dalında aday olan “Bir Başkasının Rüyası” ve sinema tarihindeki ilk uzun metrajlı yapay zekâ belgeseli olan “Gerçek Ötesi”ndeki ortak yapımcılığı, onun teknolojiyle kurduğu bu derin bağı perçinliyor. Hatta 2026 yılında, dış sesi kendi sesinden eğitilmiş bir yapay zekâ ses klonuyla hayata geçirilen “Uyuyan Kadın” adlı ilk kurmaca uzun metrajlı filmini izleyecek olmamız, sanatçının bu alandaki vizyonerliğini bir kez daha kanıtlıyor. Eğer yolunuz hafta sonu CI BLOOM’a düşerse, kentin o hiçbir zaman tam olarak ortaya çıkmayan ama bütünüyle de kaybolmayan tortularına bir de Bardot’un merceğinden bakmanızı öneririm.






