
Bugünlerde saf bir mutluluktan bahsetmek, çoğu zaman naif ya da gerçeklikten kopuk olmakla suçlanmanıza yetebiliyor. Antik çağın o dingin eudaimonia arayışından, stoacılıktan ya da epikürcülükten fersah fersah uzakta; kapitalizmin sadece tüketim malları değil, inatla korku ürettiği o tuhaf, sonu gelmez bir felaketler evresindeyiz. Çünkü formül çok basit: Korku ihtiyacı, ihtiyaç arzuyu, arzu ise tüketimi tetikliyor. İşte tam da böylesi acımasız bir çağda neşeyi, umudu ve mutluluğu inatla savunmak kelimenin tam anlamıyla radikal bir direniş biçimine dönüşüyor. Londra’daki UNION Gallery’nin kapılarını açtığı Radical Happiness sergisi, bu kışkırtıcı fikri merkeze alarak, korku politikalarına karşı neşeyi bir siper olarak kullanan üç heyecan verici ressamı aynı odada buluşturuyor.
Sergide dolaşmaya başladığınızda, geleneksel Batı’nın o pastoral manzara klişelerini Japonların utangaçlık ve kırılganlıktan beslenen kawaii estetiğiyle ustaca flört ettiren Billy Crosby ile karşılaşıyorsunuz. Crosby’yi sadece geleneksel bir ressam olarak kodlamak büyük haksızlık olur; zira o, blokzincir ve yapay zekâ tartışmalarının o bildik kıyamet senaryolarından sıyrılıp, teknolojinin çok daha iyimser, alternatif ve tazeleyici bir estetik potansiyelini tuvale taşıyor. Geçtiğimiz sonbaharda yine bu galeride açtığı kişisel sergisi The Meadow’un havasını soluyanlar, sanatçının zihnindeki bu aydınlık evrime hiç şaşırmayacaktır.
Hemen ardından, tuvali adeta bedensel ve performatif bir ifade alanına dönüştüren Bunny Hennessey’nin o kaotik işleri sizi içine çekiyor. Hennessey’nin dünyasında renkler, fırça jestleri ve dokular üst üste binerek izleyicide adeta bir sinestezi yaratıyor. Onun ellerinde mutluluk kavramı; bilerek uyumsuzlaştırılmış ama bir o kadar da doygun, çiğ renklere bulanmış, yerçekimine meydan okuyan sarhoş edici bir rotaya dönüşüyor.
Isaac Andrews ise bu neşeli direnişin en mahrem, en savunmasız cephesinde duruyor. O, kelimenin tam anlamıyla bir dokunma ve temas ressamı. İnsanların çağımızın o alaycı, sinik bireycilik duvarlarını aşıp birbirlerine şefkatle yaklaştıkları, o kısacık ama derin bağ kurma anlarını mühürlüyor. Basit bir buket çiçek, sıcacık bir sarılma… Hayatın bu sıradan ama devasa mikro-olayları, Andrews’un fırçasında küresel bir nefrete ve karamsarlığa karşı atılmış en net, en dürüst sloganlara dönüşüyor.
Neron’dan Napolyon’a kadar tarihin tüm güç simsarlarının o kibirli kalıcılık varsayımlarına sanatın nasıl kafa tuttuğunu hatırlamak ve mutluluğun radikal, yıkıcı gücüyle yüzleşmek isterseniz, 30 Mayıs’a kadar UNION Gallery’ye mutlaka uğrayın. Gerçeklik bu kadar karanlıkken, neşeyi seçmek sarsıcı bir başkaldırıdır.
(Radical Happiness, 30 Mayıs 2026 tarihine kadar UNION Gallery’de ziyaret edilebilir.)






