PPSD Weeks’in İlk Edisyonu Anna Laudel İstanbul’da

TowerİstanbulSokak1 hafta önce45 Tıklanmalar

Gümüşsuyu’nun o kendine has enerjisini bilirsiniz; Boğaz’a inen dik yokuşlar, her biri ayrı bir karakter barındıran tarihi yapılar ve bu yapıların pencerelerinden sızan İstanbul ışığı… Bu semtin en karakteristik binalarından birinde, sanatın sadece seyredilen bir nesne olmaktan çıkıp fiziksel bir tırmanışa dönüştüğü sıra dışı bir deneyim yaşanıyor. Galeri mekanının dikey mimarisini bir anlatı aracına dönüştüren bu yeni oluşum, izleyiciyi zemin kattaki ışık oyunlarından en üst kattaki dijital algoritmalara kadar uzanan, her basamağı ayrı bir disipline adanmış bir keşfe davet ediyor.

Zemin Kat: Işığın ve Anın Kavramsal Nesnesi

Yolculuk, sokağın gürültüsünü geride bırakıp içeri girdiğiniz ilk anda fotoğrafın o dondurulmuş ama bir o kadar da hareketli dünyasıyla başlıyor. Burada fotoğraf, sadece bir “an” kaydı değil, başlı başına bir sanat nesnesi olarak konumlandırılıyor. Brigitte Spiegeler’in zamanı ve mekânı muğlaklaştıran atmosferik kareleri, Cansu Yıldıran’ın sosyo-politik derinliği olan ve kimlik sorgulayan güçlü kompozisyonlarıyla yan yana geliyor. Lennart Brede ise estetik mükemmeliyetçiliği ile bu bölüme sinematik bir derinlik katıyor. Bu katın asıl başarısı, fotoğraf makinesini bir araç olmaktan çıkarıp, onun ürettiği imgeyi bir “kavram” olarak duvarlara asması.

Birinci Kat: Kâğıdın Hafızası ve Deneysel Dokunuşlar

Yukarı doğru süzüldükçe, materyalin yumuşadığını ama anlatının katmanlaştığını hissediyorsunuz. Birinci kat bütünüyle kâğıda adanmış durumda. Ancak bu bildiğimiz anlamda bir kâğıt üzerine resim sergisi değil. Ardan Özmenoğlu’nun o kendine has post-it notlarla yarattığı, popüler kültürü ve geleneği harmanlayan katmanlı dünyası, kâğıdın ne kadar esnek bir ifade aracı olabileceğini kanıtlıyor. Ruth Biller’in figüratif yaklaşımları ve Tuğçe Diri’nin kâğıdı bir araştırma sahası olarak gören, çizgi ile dokuyu birleştiren karma teknikleri; kâğıdın sadece bir yüzey değil, başlı başına bir hafıza taşıyıcısı olduğunu gösteriyor. Bu kat, kâğıdın kırılganlığı ile sanatçının deneme cesareti arasındaki o ince dengede duruyor.

İkinci Kat: Boşluğu Şekillendiren Hacimler

Üçüncü aşamada bizi maddenin en katı ve en hacimli hali karşılıyor. Heykel disiplini, bu katta sadece birer biblo ya da anıt olarak değil, mekânı bizzat şekillendiren unsurlar olarak yer alıyor. Bilal Hakan Karakaya’nın endüstriyel malzemeleri, ham dokuları ve insan formuna dair tekinsiz ama şiirsel yorumları, heykelin o ezen ve düşündüren ağırlığını hissettiriyor. Ramazan Can’ın kültürel melezliği yansıtan yerleştirmeleri ile Anke Eilergerhard’ın porseleni andıran kusursuz ve eğlenceli formları, materyalin sanatçının elinde nasıl bambaşka kimliklere bürünebildiğini belgeliyor. Bu katta izleyici, eserlerin etrafında dolaşırken sadece gözleriyle değil, bedeniyle de bir mekânsal deneyim yaşıyor.

Üçüncü Kat: Kodun ve Geleceğin Estetiği

Merdivenlerin son durağı, bizi bugünün ve yarının en dinamik disiplinine, dijital sanata ulaştırıyor. En üst katta, fiziksel olanın yerini bit’lere, piksellere ve hareketli imgelere bıraktığı bir dünya var. Cem Sonel’in sokak sanatı geçmişiyle dijital dünyayı birleştiren “pixel-art” estetiği, geleneksel ile teknolojik arasındaki o köprüyü kuruyor. Ecem Dilan Köse’nin algoritmalardan ve doğanın matematiksel düzeninden beslenen üretken (generative) sanat işleri, ekranın ötesinde yaşayan bir organizma hissi uyandırıyor. Sarp Kerem Yavuz’un ise teknolojiyi bir yeniden yorumlama aracı olarak kullanarak oluşturduğu vizyoner işler, görme biçimlerimizin teknolojiyle nasıl dönüştüğünü sorguluyor. Burası artık sanatın statik halini terk edip, zamanın içinde akmaya başladığı yer.

Dört disiplinin (Photography, Paper, Sculpture, Digital) baş harflerinden doğan bu dikey yerleştirme, sadece teknik bir sınıflandırma değil; sanatsal ifadenin yüzyıllar içinde geçirdiği evrimin de bir özeti niteliğinde. Gümüşsuyu’nun tarihi dokusunun içinde, her katta farklı bir duyusal frekansa uyumlanmak, izleyiciye bir sergiden fazlasını, dikey bir sanat biyografisi sunuyor. Işıktan kâğıda, mermerden koda uzanan bu merdivenleri tırmanırken, sanatın aslında malzemeden bağımsız, bitmek bilmeyen bir ifade arayışı olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.

Sergi Bilgileri

Sergi: PPSD Weeks (İlk Edisyon)

Tarih: 24 Ocak – 22 Şubat 2026

Mekan: Anna Laudel İstanbul

Adres: Gümüşsuyu, İnönü Cd. No:2, Beyoğlu/İstanbul

Sanatçılar: Brigitte Spiegeler, Cansu Yıldıran, Lennart Brede, Ardan Özmenoğlu, Ruth Biller, Tuğçe Diri, Bilal Hakan Karakaya, Ramazan Can, Anke Eilergerhard, Cem Sonel, Ecem Dilan Köse, Sarp Kerem Yavuz.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3