
Aynı çatının altında, aynı atölyenin loş ışığında iki farklı yaratıcı zekânın bir arada var olması nasıl bir denge üretir? Boya kokusunu, tuval bezini ve hayatın yükünü bölüşen iki sanatçı birbirinin sesini gürleştirir mi, yoksa zamanla birbirini gölgeler mi? Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Beyoğlu’ndaki anıtsal binasında ziyarete açtığı “Yan Yana” sergisiyle tam olarak bu hassas ve mahrem ortaklığın izini sürüyor. Türk plastik sanatlar tarihinin mihenk taşı niteliğindeki iki efsanevi çifti odağına alan seçki, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Eren Eyüboğlu’nun ve Eşref Üren ile Melahat Üren’in sanatsal evliliklerini karşı karşıya getiriyor. Küratörlüğünü Ömer Faruk Şerifoğlu’nun üstlendiği bu özel sergileme, birlikte üretmenin o hayranlık uyandıran ama bir o kadar da kırılgan olan doğasını fısıldıyor.
İstiklal Caddesi’nin devingen ritmi içinde, müzenin iki katına yayılan sergi, Türkiye İş Bankası’nın zengin sanat koleksiyonu ile özel arşivlerden titizlikle derlenen yapıtları estetik bir kurguyla buluşturuyor. Salonlarda sadece çerçevelenmiş tablolarla karşılaşmıyorsunuz; dönem mektupları, karikatürler, el yazması şiirler, ilk eskizler ve kişisel belgeler de bu görsel yolculuğa eşlik ediyor. Böylece iki çiftin salt sanatsal üretimleri değil; birbirlerine fırlattıkları hayranlık dolu bakışlar, gündelik yaşamın neşeli detayları ve içsel hesaplaşmaları da görünürlük kazanıyor. Sergi, mesafeli bir kronolojik anlatı olmaktan ziyade, iki aşkın ve iki büyük yolculuğun mahremiyetine açılan şeffaf bir kapı gibi işliyor.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, sadece fırçasıyla değil, kaleminden dökülen lirik dizeleriyle de bu toprakların hafızasında yer etmiş çok yönlü bir usta. Anadolu’nun kilim motiflerini, halk sanatının o göz alıcı renk paletini ve nakışlarını modern resmin evrensel diliyle harmanlayarak kendine has, taklit edilemez bir üslup inşa etti.
Hayat arkadaşı Eren Eyüboğlu ise Romanya doğumlu, asıl adıyla Ernestine Letoni olan, figüratif kurgusu son derece güçlü, mozaik sanatında ise ülkemizde öncülük etmiş anıtsal bir ressam. Aynı atölyeyi ve “D Grubu” ekolünün getirdiği entelektüel çevreyi paylaşan bu iki dâhi, birbirlerinin estetiğinden beslenirken kendi müstakil, özgün seslerini de korumayı başardılar. Eren Eyüboğlu’nun geometrik, sağlam ve köşeli desen yapısı ile Bedri Rahmi’nin lirik, akışkan halk kültürü renkçiliği yan yana geldiğinde, zıt mizaçların nasıl muazzam bir senfoni yaratabileceğine şahit oluyorsunuz.
Serginin ikinci odağında yer alan Eşref Üren ve Melahat Üren çifti, modern Türk resminin belki de hak ettiği ölçüde ön plana çıkarılmamış, gizli kalmış hazinelerinden. Eşref Üren, özellikle Ankara’nın karlı parklarını, sokaklarını dingin ve son derece melankolik bir dille tuvale aktaran, Türk empresyonizminin en naif şairlerinden biriydi.
Bu serginin sanat tarihine yaptığı en asil katkı, tam da Melahat Üren örneğinde olduğu gibi, uzun yıllar boyunca eşinin haklı şöhretinin gölgesinde kalmış kadın sanatçıların üzerindeki o haksız örtüyü kaldırması. “Kimin adı kalıcı yazılır, kimin emeği sessizce arka planda bekler?” sorusu, sanat eleştirisinin en kadim yaralarından biridir. “Yan Yana”, Melahat Üren’in fırçasını görünür kılarak bu tarihsel adaletsizliğe son derece insani, sıcak ve hakkaniyetli bir şerh düşüyor.
Sergiye adını veren “yan yana” durma hali, sadece aynı stüdyoda yan yana iki şövale kurmaktan çok daha derin bir anlama sahip. Bu kavram; ortak ilhamları bölüşmeyi, bir ilişkideki görünmez sanatsal pazarlıkları ve feda edilen zamanları gözlemlemeyi gerektiriyor. Aynı evde iki sanatçı yaşadığında ortaya çıkan o tatlı rekabet ve sessiz fedakarlıklar, sergilenen mektupların satır aralarında, birbirlerinin yüzlerine kondurdukları fırça darbelerinde kendisini hissettiriyor.
Bugün de pek çok çağdaş yaratıcı çiftin aynı evi ve benzer üretim alanlarını paylaştığı düşünüldüğünde, serginin sorduğu sorular aslında evrenselliğini koruyor: Bir ilişkide iki büyük yaratıcı ego, birbirini ezmeden nasıl yeşerebilir? Bu sorunun cevabını tekil tuvallerde değil, iki sanatçının birbirine yazdığı satırların arasındaki o muazzam alışverişte buluyorsunuz.
No-26 Notu: Sanat tarihi genellikle tekil dâhileri, fildişi kulelerinde yalnız başına üreten yalnız ruhları yüceltmeyi sever. Oysa “Yan Yana”, yaratıcılığın aslında tek kişilik bir tecrit değil, iki kişilik bir bölüşüm, bir yoldaşlık hikâyesi olabileceğini kanıtlıyor. Bedri Rahmi’nin Eren’e yazdığı bir şiir ya da Eşref Üren’in Melahat ile paylaştığı gri bir Ankara manzarası, aşkın da tıpkı resim gibi emekle, sabırla ve katman katman inşa edilen bir sanat yapıtı olduğunu gösteriyor. Beyoğlu’nun kalabalığından sıyrılıp bu samimi evlerin içine sığınmak ruhu hafifletiyor.