LEE Art Project’te Ahmet Mümtaz Taylan ve Noksan Sergisi

LemonSokak, İstanbul39 dakika önce9 Tıklanmalar

Ahmet Mümtaz Taylan’ın LEE Art Project çatısı altında bir araya getirdiği Noksan başlıklı fotoğraf serisi, odağını kadrajı dolduran nesnelerden ziyade dışarıda bırakılana, eksiltilene ve pusların ardına çekilene çeviriyor. Görsel dünyanın görünür varlığından çok, kadrajın hemen kıyısında büyüyen o sessiz eksikliğin izini sürüyor.

Seçki; kesif bir sisin yuttuğu düzlüklerden donmuş göl kıyılarına, terk edilmiş kentsel köşelerden mimari sıkışmışlıklara uzanan geniş bir coğrafi hatta geziniyor. Farklı tonlardaki bu manzaraları aynı atmosferik bağda buluşturan ise görünenin arkasındaki o tekinsiz boşluk ve insanın sahneden çekilmiş olması.

Fotoğraflarda beliren noksanlık, kapatılması gereken bir kusur ya da yokluk değil; aksine nesnenin ve mekânın kendi hakikatine kavuşma biçimi. Ufka karşı tek başına bırakılmış bir koltuk, donmuş suyun kıyısında budanmış dallara bağlanmış dilek çaputları, dökülen sıvaların önünde zamanı bekleyen biblolar… İnsanın bedenen bulunmadığı bu sahneler, bıraktığı görünmez izlerle çınlıyor. Öznesini yitiren nesne, kendi hikâyesini tam da bu boşluğun sunduğu özgürlükle anlatmaya başlıyor.

Sisin ayrıntıları belirsizleştirdiği ovalarda tek başına yükselen bir ağaç ya da suda eriyen kökler, seyirciyi bakışını derinleştirmeye zorluyor. Görünmezlik, mekânı silmek yerine ona gizemli bir boyut katıyor. İnsan, kendi içindeki o dolmayan boşlukla yüzleşebildiği ve onun sızısını taşımayı göze aldığı ölçüde manzarayla sahici bir bağ kurabiliyor.

Bu tekinsiz eşik duygusu, Theo Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün filmindeki zaman algısını çağrıştırıyor. Yitirilen zamanın eski bir mektubun kıvrımlarında veya belleğin sıcak bir yaz gününde yeniden canlanması gibi, Taylan’ın fotoğraflarındaki nesneler de yok olmakla kalmak arasında narin bir dengede duruyor. Hiçbir şey bütünüyle kaybolmuyor; biçim değiştirerek bir başkasına, bir nesneye ya da bir hatıraya tutunuyor.

Seri, ıssız doğa parçaları ile üst üste binen kentsel dokular arasında da ritmik bir gerilim kuruyor. Bir yanda terk edilmişliğin getirdiği sessiz yankı, diğer yanda mimari sıkışmışlığın yarattığı klostrofobik ağırlık… Bu iki farklı hafıza katmanı, izleyiciyi hazır görselleri tüketmek yerine kadrajın ötesini kendi düş gücüyle tamamlamaya davet ediyor.

Ömer Çeşit’in metniyle katmanlaşan seçki, nihayetinde yalın ama sarsıcı bir tespiti fısıldıyor: Bir görüntüyü bütünleyen ve ona ruhunu veren şey, çoğunlukla kadraja girenler değil, içinde sakladığı o noksanlığın ta kendisi.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3