
Charlottenburg’un sessiz sokaklarından süzülüp Buchmann Galerie’nin kapısından içeri girmek, 2026’nın Berlin’inden 1970’lerin sonundaki Amerika’nın tozlu yollarına bir zaman yolculuğu yapmak gibi. Apartman No:26’nın Berlin katında bu ay pencerelerimizi, çağdaş fotoğrafın yaşayan efsanelerinden Joel Sternfeld’e açıyoruz.
Sternfeld, 1978 yılında elinde 8×10 inçlik devasa bir “large-format” kamera ve Vietnam Savaşı’nın, Nixon’ın istifasının, suikastlerin ağırlığıyla yola çıktığında tek bir şey arıyordu: Güzellik. Ancak bulduğu şey, güzelliğin hemen yarım adım altında yatan ironi, trajedi ve toplumsal kırılma hatları oldu. American Prospects serisi, bugün sadece fotoğraf tarihinde bir dönüm noktası değil, aynı zamanda Amerika’nın kendi kendisiyle olan bitmeyen hesaplaşmasının görsel bir günlüğü.
Sternfeld, fotoğrafın “renkli” olmasının henüz sanatsal bir ciddiyet taşımadığı bir dönemde, bu durumu kökten değiştiren “New Color Photography” akımının öncülerinden biri oldu. Onun için renk, sadece bir süsleme değil; kompozisyonun kalbi, anlatının en güçlü katmanıydı.
Teknik Hassasiyet: 8×10 inçlik dev kameralar, fotoğraflara hem belgesel bir kesinlik hem de ressamca bir hassasiyet kazandırır. Bu büyüklükte bir negatif, en banal sahnede bile sublime olanı ortaya çıkarır.
Sessiz Tablolar: Sternfeld’in kareleri bağırmaz; sessizce izleyiciyi içine çeker. Bir alışveriş merkezinin otoparkı ya da yol kenarındaki bir yangın, onun kadrajında toplumsal birer yankı odasına dönüşür.
Sanatçı, Amerikan manzarasını sadece bir doğa parçası olarak değil, insan müdahalesinin, ekolojik gerilimlerin ve sınıfsal çatışmaların bir kanıtı olarak görür. Buchmann Galerie’deki bu sergi, sanatçının ikonik eserlerinin yanı sıra, bu devasa külliyattan daha önce hiç yayınlanmamış kareleri de gün yüzüne çıkarıyor.
“Landscape ve Amerikan deneyiminin hâlâ güzelliği kabul ettiğini bulmaya dair umutsuz bir ihtiyacım vardı. Elli yıl sonra bugün, o ihtiyaç hâlâ devam ediyor, ancak onu tatmin etmek çok daha zor.” — Joel Sternfeld
Sternfeld’in fotoğraflarında siyaset, yüzeyin hemen altında gizlidir. Bir Wet ‘n Wild su parkı ya da sakin bir sokak sahnesi, Amerikan rüyasının vaatleri ile gerçekliğin sertliği arasındaki o tekinsiz boşlukta asılı kalır.
Joel Sternfeld sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda Sarah Lawrence College’da ders veren bir teorisyen. Ruskin’in “Yüce” kavramından Stephen Shore’un pratiğine kadar geniş bir yelpazede kalem oynatan bir düşünür.
Bu sergi, Sternfeld’in Buchmann Galerie’deki yedinci solo şovu. Eğer 2026 şubatında Berlin’deyseniz, Amerikan manzarasının bu sessiz otopsisini kaçırmayın. Fotoğrafların karşısında dururken kendinize şu soruyu sorun: Gördüğümüz şey gerçekten güzellik mi, yoksa kusursuzca gizlenmiş bir enkaz mı?






