
Gündelik hayatın o sıradan gibi görünen ama tekrarlandıkça birer ritüele dönüşen küçük anlarını tuvallerine taşıyan Grace Weaver, Berlin’de sonbahar sezonunun en sabırsızlıkla beklediğim sergilerinden biriyle karşımıza çıkıyor. Galerie Max Hetzler’in Bleibtreustraße’deki galerisinde (Soy Capitán iş birliğiyle) 4 Eylül – 24 Ekim 2026 tarihleri arasında izlenebilecek olan “Parataxis”, sanatçının ev içi mekânlara, renkle kurduğu bağa ve insan bedenine bakışını yepyeni çalışmalarla derinleştiriyor.
Weaver’ın resimlerinde boynunu bükmüş, uzatılmış ya da sıkıştırılmış figürlerin bir sandalyede tek başına oturuşunu, kadeh kaldırışını veya bir amforayı tutuşunu izlerken zihnim doğrudan James Joyce’un gündelik jestler üzerinden kurduğu o zamansız anlatıya kayıyor. Ancak tuvallerdeki bu törensel ciddiyet, sanatçının kendine has muzip mizahıyla anında kırılıyor. Bedenler ve nesneler adeta birbirinin formunu taklit ediyor; bir figürün omzu tuttuğu antik testinin kulpundaki kıvrımı tekrarlarken, bir sandalyenin dik arkalığı insanın kaskatı duruşunda yankılanıyor. Eski Yunanca’da “yan yana koymak” veya “dizmek” anlamına gelen Parataxis başlığı da bu sığ mekânda biçimlerin ve bedenlerin Mezopotamya silindir mühürleri ya da antik kabartmalar gibi yüzeye kazınışını çok güzel özetliyor.
Beni bu sergide en çok heyecanlandıran detaylardan biri de Weaver’ın tekniği ve renk paleti. Katmanlı bir hazırlık sürecinin ardından resmin son halini tek bir ıslak düzlem üzerinde, figür ve arka planı eşzamanlı doğurarak tamamlayan sanatçı, Miken fresklerinden ilham alan kobalt mavilerini ve canlı ana renkleri tuvalin yüzeyine adeta dokuyor. Büyük tuvallerdeki rulo yazı tarzı geniş fırça darbelerinin yanı sıra, küçük formatlı çalışmalarında tek bir lekeyle tırnağı ya da eli görünür kılan o yalın anlatım gücünü galeride yan yana görmek müthiş bir görsel ritim sunacak.
4 Eylül Cuma akşamı gerçekleşecek açılışla kapılarını açacak bu sergiyi gezmek, renklerin tuval yüzeyindeki o ıslak ve canlı dokusuna yakından tanıklık etmek için sabırsızlanıyorum.