Gökyüzünde Asılı Kalanlar: Berlin’de Kyiv Bienali ve Konamamış Bir Kuşun Hikâyesi

TowerBerlinTerasSokak1 saat önce14 Tıklanmalar

“Gerçek dünyada yolumuzu bulmamızı sağlayan his yıkıma uğruyor.”

Hannah Arendt’in bu ağır cümlesi, Berlin’deki KW Institute for Contemporary Art’ın kapısından girdiğiniz an sizi merdivenlerin başında karşılıyor. Bir coğrafya, bir ev ya da bizzat insanın kendi belleği paramparça olduğunda, yönümüzü yeniden nasıl bulacağız? Kyiv Bienali, tam da bu yönünü kaybetmiş, haritadan taşmış hayatların peşine düşen göçebe bir hafıza laboratuvarı. 2025 yılı boyunca Varşova’dan Anvers’e, Dnipro’dan Linz’e savrulan bu proje, şimdi KW’in tüm binasını kat kat ele geçiren devasa bir sergiyle Berlin’de gövde gösterisi yapıyor. İsmi ise her şeyi özetliyor: A Bird That Cannot Land yani Konamamış Bir Kuş.

Küratörlüğünü KW ekibinden Sofie Krogh Christensen ile Kyiv’deki Görsel Kültür Araştırma Merkezi’nden Vasyl Cherepanyn’ın ortaklaşa üstlendiği bu genişletilmiş yapı, ezberlenmiş sınır çizgilerini tamamen siliyor. Sergi, “Orta Doğu-Avrupa” gibi hiyerarşileri sarsan melez bir kavramı merkeze koyuyor; Sovyet sonrası Doğu Avrupa’yı, Orta ve Güneybatı Asya ile Akdeniz’e bağlayan hayali ama bir o kadar da sızlayan bir koridor inşa ediyor. Bu koridorda sömürgeciliğin, emperyalizmin ve üst üste binen sürgün hikâyelerinin izleri sürülüyor. Üstelik bu anlatıyı tek bir ağızdan değil; Mona Hatoum, Hito Steyerl, Hiwa K, Geta Brătescu, Lida Abdul, Saodat Ismailova ve Samia Halaby gibi farklı kuşaklardan, dünyanın dört bir yanından gelen 40’tan fazla uluslararası sanatçının fırçasıyla, kamerasıyla dinliyorsunuz.

Sergiyi sadece gözlerinizle gezmiyorsunuz; odalara yayılan sesler ve canlı performanslar sizi kelimenin tam anlamıyla kuşatıyor. Anadolu Kadınlar Korosu Seyyare, Bulgar Sesleri Berlin ve Abdullah Miniawy gibi seslerin konserleri, performansları ve dinleme seansları KW’nin o çıplak ana salonunu sarsıcı bir işitsel hafıza mekânına dönüştürüyor. Burada ses, sadece arka planda çalan estetik bir müzik değil; bizzat bir direniş ve hayatta kalma yöntemi olarak çalışıyor.

Bienalin asıl sorduğu soru ise sürgün kavramının ta kendisi. Ancak bunu ağlak, geçmişe takılıp kalmış ucuz bir nostalji tuzağına düşmeden yapıyor; sürgünü bugün milyonlarca insanın paylaştığı çıplak bir yaşam koşulu olarak masaya yatırıyor. Doğrusal anlam sürekliliğinin, ev dediğimiz o güvenli alanın kırıldığı yerlerde yeni bir anlam nasıl icat edilir? Geçmişi taşıyan bedenler, o geçmişi yeni bir mekânda, yeni bir şehirde nasıl taşır ve yürütür? 11 Haziran – 13 Eylül 2026 tarihleri arasında Auguststraße 69 adresinde açık olacak bu sergi, size pürüzsüz cevaplar vadetmiyor. Sadece havada asılı kalmış, konacak bir dal bulamamış o kuşun kanat çırpışlarındaki muazzam ortak direnci hissettiriyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3