
Edward Said o meşhur eserini kaleme aldığından beri Oryantalizm kelimesi, sanat tarihinde salt masum bir dönemi ve estetiği değil; ağır, ideolojik ve bitmek bilmez bir kültür eleştirisi tartışmasını imliyor. Londra’daki köklü Colnaghi galerisinin, Paris’ten Galerie Ary Jan ve Londra’dan Kent Antiques işbirliğiyle kapılarını açtığı Beyond the Threshold: Revisiting Orientalism II başlıklı sergisine tam da sırtınızda bu ağır teorik bagajla adım atıyorsunuz. Dr. Sophie Bostock küratörlüğündeki bu seçki, o eski ama hâlâ kanayan soruyu sormaktan hiç çekinmiyor: Doğu’nun bu ihtişamlı temsilini tam olarak kim üretiyor, bu tablolarda kimin gözü merkeze alınıyor ve o büyüleyici estetik aslında hangi emperyal ideolojinin aracılığını yapıyor?
Serginin ismindeki o yeniden ziyaret etme vurgusu, kesinlikle pasif, romantik ya da nostaljik bir anma seansı değil. Aksine, 19. yüzyılın o görkemli Oryantalist tablolarını alıp, o sorunlu bakışı içeriden kırmaya çalışan, son derece eleştirel bir jest. Küratöryel çerçevenin merkezine oturan eşik metaforu ise bana kalırsa burada kusursuz işliyor. Tablolarda sıkça karşımıza çıkan o görkemli cami kapıları, avlu kemerleri ve araf niteliğindeki geçiş alanları sadece mimari birer detay değil. Onlar, izleyiciyi içerideki o gizemli ve mahrem dünyaya bakmaya kışkırtırken; aynı zamanda Batılı gözlemci ile Doğulu özne arasındaki o görünmez, hiyerarşik sınırı acımasızca çizen psikolojik bariyerler olarak da çalışıyor.
Galerinin duvarlarını süsleyen eserler, sanat tarihinin en saygın ve prestijli fırçalarından çıkma. Joaquín Sorolla’nın Prado Müzesi tarafından bile İspanyol ustanın en önemli işlerinden biri kabul edilen 1900 tarihli La Sorpresa de Zahara’sı, Rudolf Ernst’in o saplantılı ve titiz tekniğini belgeleyen Chubuk Smoker’ı veya Gustav Bauernfeind’in Şam’daki Emevi Camii kapısını etnografik bir hassasiyetle resmettiği işi karşınızda duruyor. Hatta zamanında Kaiser II. Wilhelm’in bizzat sanatçının kendisinden satın aldığı, Hermann D. S. Corrodi imzalı o meşhur Mescid-i Aksa avlusu tasviri bile seçkide yer alıyor. Tüm bu 19. yüzyıl ustaları, seyahat deneyimleri, akademik birikimleri ve en çok da kendi Batılı fantezilerinin kesişiminde resim yaparken, aslında tasvir etmeye çalıştıkları o uzak coğrafyalardan çok, bizzat kendi kültürel çerçevelerini ve kısıtlamalarını açık ediyorlar.
Sanat dünyasının kendi geçmişindeki bu sorunlu temsilleri ve meşrulaştırma pratiklerini nasıl yapıbozuma uğrattığına dair çok dürüst, çok çıplak bir tartışma sunuyor bu sergi. Geçmişin o egzotikleştirici bakışını tamamen silip atmak ya da sansürlemek yerine; o dönemin asimetrik güç dengelerinin farkında olarak, resimlerin içindeki o nadir ve samimi kültürel karşılaşma anlarının hakkını da teslim etmeyi başarıyor.
Mayıs ayının ortalarındayız ve eğer Londra rotanızdaysa, Batı’nın o inşa edilmiş “Doğu” imgesine o tekinsiz eşikten tekrar bakmak için 29 Mayıs’a kadar Bury Street’teki Colnaghi’ye mutlaka uğrayın. Bu tabloları bir kez de arkalarındaki ideolojiyi okuyarak izlemek kesinlikle ufuk açıcı bir deneyim.






