
Apartman’ın Berlin katında bu kez pencereler ardına kadar açık; içeriye Kosova’nın yanık toprak kokusuyla karışık, çok sesli bir özgürlük senfonisi doluyor. Berlin’in sanat damarlarından biri olan Hamburger Bahnhof, kapılarını 2026 baharının en dokunaklı ve görkemli sergilerinden birine açtı. Berlin merkezli sanatçı Petrit Halilaj, An Opera Out of Time (Zamanın Dışındaki Bir Opera) ile bizi sadece bir sergi salonuna değil, kolektif bir rüyanın tam merkezine davet ediyor. 11 Eylül 2025’te Berlin Art Week ile başlayan bu yolculuk, 31 Mayıs 2026’ya kadar Rieckhallen’in endüstriyel atmosferini bir kurtuluş sahnesine dönüştürmeye devam edecek.
2024 yılında yeniden açılan ve Berlin’in yeraltı enerjisini kurumsal bir ciddiyetle birleştiren Rieckhallen, Halilaj’ın devasa yerleştirmeleri için adeta bir oyun alanı sunuyor. Apartman’ın bu katında yürürken, ayak seslerinizin Kosova Filarmoni Orkestrası’nın tınılarıyla karıştığını duyabilirsiniz. Halilaj, sadece bir sanatçı değil; savaşın küllerinden umudu, yıkımın içinden ise şiiri çıkaran bir anlatıcı.
Serginin merkezinde yer alan sanatçının ilk operası, 2000 yılında Kosova Savaşı’nın hemen ardından kurulan ve bu yıl 25. yılını kutlayan Kosova Filarmoni ile iş birliği içinde geliştirilmiş. Bu opera, sadece müzikal bir performans değil; kimlik, aidiyet ve özgürleşme üzerine kurulmuş mekâna özgü bir yerleştirme olarak karşımıza çıkıyor.
Halilaj’ın ilham kaynağı, memleketi Runik’in yakınlarındaki efsanevi Syrigana köyü. Üç bin yıllık geçmişiyle prehistorik dönemden Orta Çağ’a kadar uzanan bu arkeolojik alan, sanatçının operasında ve sergideki yeni eserlerinde bir hareket noktası oluşturuyor.
Kolektif Rüya: Halilaj, arkeolojik kalıntıları ve tarihsel anlatıları alıp onları “kolektif rüya görme” pratiğiyle yeniden yorumluyor.
Mekâna Özgü Yerleştirmeler: Operanın unsurları, Rieckhallen’in mimarisiyle bütünleşerek izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp anlatının bir parçası haline getiriyor.
Büyük Ölçekli Enstalasyonlar: Sergide operanın yanı sıra, sanatçının farklı dönemlerinden beş devasa yerleştirme daha bulunuyor. Bu eserler; mahremiyet, özlem ve özgürlük temaları arasında köprüler kuruyor.
Apartman’ın sakinleri bilir ki; bazen bir binanın temelleri (ya da kazan dairesi) sadece kömür ve borularla değil, geçmişin hayaletleri ve geleceğin umutlarıyla doludur. Halilaj da tam olarak bunu yapıyor: Geçmişin travmalarını alıp onları birer uçurtmaya, birer kuş figürüne ya da bu sergide olduğu gibi, zamanı aşan bir operaya dönüştürüyor.
Petrit Halilaj’ın sanatı, Kosova’nın kültürel ve politik gerilimlerinden beslense de evrensel bir dille konuşuyor. Venedik Bienali’nden Tate St Ives’a, New York Met’ten Berlin’e uzanan bu yolculukta sanatçı; kuşların göç yollarından, çocukluk çizimlerinden ve toprağın derinliklerinden çıkardığı formlarla bize “ev” dediğimiz yerin aslında neresi olduğunu soruyor.
“Halilaj için sanat, sadece bir temsil biçimi değil; nefes alabileceğimiz, kurumsal sınırların ötesine geçebileceğimiz bir özgürlük alanıdır.”
Eğer yolunuz Hamburger Bahnhof’a düşerse, sergiye eşlik eden ve Silvana Editoriale Milano tarafından yayımlanan 120 sayfalık kataloğu da incelemenizi öneririm. Catherine Nichols küratörlüğünde hazırlanan bu sergi, sadece bir sanat etkinliği değil, bir topluluğun yeniden doğuş hikayesi.
Berlin’in o gri ama yaratıcı kaosu içinde, Halilaj’ın renkli ve kırılgan dünyası, Apartman’ın pencerelerinden sızan bir bahar güneşi gibi içimizi ısıtıyor. Kazan dairesindeki o yoğun gürültüden kaçıp, Rieckhallen’in geniş boşluğunda bu operanın sesine kulak vermek, 2026’da kendinize verebileceğiniz en güzel hediyelerden biri olabilir.






