Barbican’da Beatriz González Retrospektifi

TowerSokakLondra2 saat önce7 Tıklanmalar

Barbican’ın gri betonarme yapısının içine adım atıp Level 3’teki galeri alanına ulaştığınızda, sizi karşılayan renklerin neşesine aldanmamanız gerektiğini çok geçmeden anlıyorsunuz. Beatriz González’in Birleşik Krallık’ta bugüne dek düzenlenen bu ilk ve en kapsamlı retrospektifi, izleyiciyi hazırlıksız yakalayan, içten içe kanayan bir sarsıntı. 10 Mayıs’a kadar sürecek olan bu sergi, sadece altmış yıllık bir kariyerin özeti değil; Kolombiya’nın çalkantılı tarihinin, bitmek bilmeyen çatışmaların ve yersiz yurtsuzluğun görsel bir ağıdı olarak karşımızda duruyor. González, gazetelerin solmuş sayfalarında ya da sıradan kartpostallarda unutulup gitmeye mahkum edilen görüntüleri çekip çıkarıyor, onlara inatçı bir hafıza ve silinmez bir onur bahşediyor.

Sanatçının pratiği, ilk bakışta popüler kültürün o canlı ve tüketilebilir estetiğiyle alaycı bir flört gibi algılanabilir. Ancak o parlak renk paletinin, keskin ve düzleştirilmiş grafik dilinin ardında şiddetin, ölümün ve yoksulluğun ta kendisi saklıdır. Batı’nın yüksek sanat anlayışını ve iyi zevk kavramını zekice alaşağı eden González; eski yatak başlıklarını, ahşap dolapları, perdeleri ve duvar kağıtlarını tuval olarak benimseyerek sanatı gündelik olanın, dokunulabilir olanın içine hapseder. Evlerimizde sıradan saydığımız o eşyalar, onun fırçasıyla aniden kadın cinayetlerinin, faili meçhullerin veya zorla yerinden edilen toplulukların yasının tutulduğu taşınabilir sunaklara dönüşür.

Yüz elliden fazla eserin bir araya getirildiği bu mekanda dolaşırken, acıyı estetize etmekten özenle kaçınan bir zihnin ağırlığını omuzlarınızda hissediyorsunuz. Silahlı çatışmalar, intiharlar ve kayıplar… Tüm bu ağır meseleler, sanatçının o neredeyse çocuksu figürleriyle anlatıldığında paradoksal bir biçimde çok daha can yakıcı, çok daha gerçek bir hal alıyor. Şiddetin bültenlerde ne kadar sıradanlaştığını, bir haber kupürünün aslında kaç parçalanmış hayat demek olduğunu yüzümüze vuruyor. Acının dili, dünyanın neresinde olursanız olun ortak bir yankı bulur; Barbican’ın sessiz koridorlarında yankılanan da işte bu ortak, ağır ve evrensel kederin ta kendisidir.

Pinacoteca de São Paulo ve Astrup Fearnley Museet ile ortaklaşa hayata geçirilen bu sergiden çıkıp Londra’nın serin havasına karıştığınızda, zihninizde o canlı renklerin arkasından size bakan kederli, donuk gözler kalıyor. Beatriz González, bize her gün ekranda ya da kağıt üzerinde bakıp geçtiğimiz imgelerin arkasında nasıl bir yıkım yattığını gösterirken, sanatın aynı zamanda bir tanıklık ve direnme biçimi olduğunu hatırlatıyor. Bu sergi, kolayca tüketilip geçilecek bir hafta sonu seyirliği değil; insanın insana ettiği zulmü, hafızanın yükünü ve direnişin renklerini okumaya cesaret edenler için sessiz, vakur ve mutlaka yüzleşilmesi gereken bir feryat.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3