
Venedik’in sulara yansıyan, yüzyılların yorgunluğunu taşıyan tarihi dokusundan sıyrılıp Victoria Miro’nun kapısından içeri adım attığınızda, birdenbire Brezilya güneşiyle aydınlanan betonarme bir ütopyanın ortasına düşüyorsunuz. Adriana Varejão’nun yeni sergisi Modernisms, izleyiciyi tam da bu sinematik kontrastın içine çekiyor.
Şu sıralar 61. Venedik Bienali’ndeki Brezilya Pavyonu’nda tavandan sarkan o devasa, nefes kesici işleriyle sanat dünyasının gündeminde olan Varejão, Victoria Miro’daki bu sergisinde kameranın açısını değiştiriyor. Onu otuz yılı aşkın süredir tanımamızı sağlayan, 18. ve 19. yüzyılın sömürgeci geçmişini barındıran o meşhur Barok Portekiz çinilerinden (azulejos) uzaklaşıp, objektifini Brezilya’nın modernleşme sancılarına ve coşkusuna çeviriyor.
Gücün Simgesinden Sokağın Ritmi: Çinilerin Dönüşümü
Sergiyi gezerken hissettiğiniz o ritim, aslında bir ulusun görsel dilini yeniden icat edişinin hikayesi. Varejão’nun yeni tuvallerinde karşımıza çıkan seramik desenleri, eskisi gibi kilise duvarlarında gücü ve kalıcılığı temsil eden otoriter bir fısıltı değil. Aksine; 1940’ların, 50’lerin ve 70’lerin Brezilya’sında apartman cephelerini, yüzme havuzlarını, apartman boşluklarını ve sıradan insanların gündelik hayatını süsleyen neşeli, geometrik ve anonim bir koro bu.
Brezilya modernizmi, sömürge geçmişinin sembolü olan çiniyi alıp, onu bambaşka bir şeye, Brezilya’ya özgü çağdaş bir alfabeye dönüştürmüş. Oscar Niemeyer, Lúcio Costa ve özellikle Athos Bulcão gibi isimlerin öncülüğünde çiniler, binaların üzerine giydirilen nostaljik bir hırka olmaktan çıkıp, mimarinin tam kalbine, sokağın organik bir parçasına yerleşmiş. İşte Modernisms, hani o hepimizin gözünün önünde duran ama bakmayı unuttuğumuz gündelik estetiği, devasa bir büyüteçle yeniden karşımıza çıkarıyor.
İki Yıllık Bir Takip ve Kişisel Bir Nostalji
Okuması keyifli, izlemesi büyüleyici olan bu serginin arkasında aslında bir dedektiflik hikayesi yatıyor. Varejão, son iki yılını Rio de Janeiro, São Paulo, Salvador ve Belo Horizonte sokaklarında, zamanın aşındırdığı ama hala direnen yirminci yüzyıl çinilerinin izini sürerek geçirmiş. Sararmış dergiler, eski fotoğraflar ve sokak sokak yapılan görsel bir belgeleme çalışması…
Fakat bu arkeolojik kazının sanatçı için çok daha derin, kalbe dokunan bir tarafı var. “Çocukluğumun büyük bir kısmı, Brezilya modernizminin sembol şehri Brasília’da geçti,” diyor Varejão. Oscar Niemeyer’in o akışkan mimarisinin arasında oyunlar oynayarak büyüyen bir çocuğun görsel hafızası bu sergideki işler. Geometrik formlar, tekrarlayan desenler ve renkler, sanatçının zihninden süzülüp Victoria Miro’nun duvarlarında yeniden hayat buluyor.
Sadece Bir Sergi Değil, Bir Kurtarma Operasyonu
Modernisms, alışkın olduğumuz kuru ve mesafeli tarihsel retrospektiflerden biri değil. Bu, Brezilya’nın kentsel hafızasını, orta sınıfın görsel tahayyülünü kurtarma operasyonu. Varejão, görünmez olanı, sıradanlaştığı için kıymeti unutulanı alıp bir sanat nesnesi olarak baş köşeye yerleştiriyor. Bize geçmişle bugün arasında, hala nefes alan, hala yaşayan renkli bir köprü kuruyor.
Eğer 31 Ekim 2026’ya kadar yolunuz Venedik’e düşerse, Bienal yorgunluğunu üzerinizden atmak ve Brezilya’nın modernist sokaklarında sıcak bir öğleden sonra yürüyüşüne çıkmak için Victoria Miro’ya mutlaka uğrayın. Çünkü bu seramiklerin size anlatacak çok renkli hikayeleri var.






