
Köln’ün tasarım ve sanatla çevrili Belçika Mahallesi’nde (Belgisches Viertel), tarihi bir Gründerzeit binasının yüksek pencerelerinden süzülen ışık, galeri mekânına adım attığınız an sizi karşılar. İki kata yayılan bu ferah atmosfer, 2026 sonbaharında sıradan bir sergiye değil, yirmi yıla yayılan tutkulu bir çağdaş sanat yolculuğuna ev sahipliği yapıyor. Galerie Christian Lethert, 5 Eylül – 16 Ekim 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşan “20 Jahre Galerie Christian Lethert” başlıklı grup sergisiyle, bünyesindeki 17 sanatçının tamamını aynı çatı altında buluşturuyor.
Hikâye, 2006 yılının Ağustos ayına dayanıyor. Bad Münstereifel’deki Galerie Klein’da usta galerici Erhard Klein’ın yanında dokuz yıl boyunca asistanlık yapan ve bu sırada işletme eğitimini tamamlayan Christian Lethert, kendi alanını açmaya karar verir. Antwerpener Straße 4 numaradaki mekânda kapılarını açtığında, o dönem Almanya’nın en genç galericisidir. İlk sergisini heykeltıraş Lutz Fritsch ile gerçekleştiren Lethert için bu başlangıç, kendi ifadesiyle her şeyden önce “bir düşsel gerçekleşme” anıdır.
Geçen yirmi yılda 120 sergi, 95 uluslararası sanat fuarı katılımı ve sayısız kurumsal iş birliği geride kaldı. 2017 yılında Antwerpener Straße 52 numaradaki bugün kullandığı iki katlı mekânına taşınan galeri; soyut ve minimalist sanatın çizgisini bozmadan programını büyüttü. Zamanla yalnızca eser sergileyen bir alan olmaktan çıkıp, çağdaş sanat söyleminin ve üretiminin canlı bir tartışma zeminine dönüştü.
Bu dönüm noktasını kutlayan sergide mekâna yayılan işler; minimalist dilin malzeme, form ve ışıkla kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor.
Salona adım atıldığında Imi Knoebel’in ahşap üzerine akrilikle hayat bulan devasa yapıtı Figur H 145 (1986), mekânın kütlesel ve mimari dengesini kuruyor. Buna karşılık Rana Begum’un paslanmaz çelik ağ üzerine uyguladığı renk oyunu (No. 639 L Mesh), gün ışığının açılarına göre değişerek endüstriyel bir malzemeyi hissi bir örtüye dönüştürüyor.
Yüzeylerin dokunsal çeşitliliği serginin geneline yayılmış durumda. Jill Baroff’un Japon Gampi kâğıdı üzerindeki mürekkep izleri (Hurricane Ian), kasırganın yıkıcı hareketini meditatif bir soyutlamaya çevirirken; Natascha Schmitten’ın naylon tuval üzerine yağlıboya çalışması (Butterfly effect), katmanların arasından süzülen bir hafiflik yaratıyor.
Daniel Lergon’un tuval üzerindeki toprak ve reflektif pigment deneyselliği (Untitled), Winston Roeth’in petek panel üzerindeki zamansız temperası (Eldorado) ve Richard Tuttle’ın ahşap kutusunda saklı Almost Sky isimli el yazması rulolu yapıtı, izleyiciyi mikro detayların peşine düşürüyor. Kai Richter’in beton ve çelik sütunu (Pfosten II), binanın strüktürüyle doğrudan diyaloğa girerken; Gereon Krebber’in sırlı seramik formu (Plöppi) ve Roman Gysin’in ahşap-kumaş birleşimi heykeli (Faggot (Michaël)), serginin formel yapısına beklenmedik dinamikler katıyor.
Pius Fox’un kâğıt üzerine yumurta temperasıyla işlediği Lilie, Szelit Cheung’un keten üzerindeki yalın Canvas XXI kompozisyonu, Henrik Eiben’in kaşmir ve üfleme camı buluşturan yapıtı (Voyager), Joe Fyfe’ın tuvaldeki akrilik müdahaleleri (Zola), Tony Huynh’ın ahşap üzeri yağlıboyası (King of the Delta) ve Alicia Viebrock’un mürekkep ile akriliği harmanladığı katmanlı işi (Lamia)… Ve elbette, galerinin 2006’daki ilk sergisinin de odağında yer alan Lutz Fritsch, alüminyum üzerine lake çalışması Goldene Zeiten: Oktober ile bu yirmi yıllık halkanın başladığı noktaya selam gönderiyor.
Galerie Christian Lethert’in yirmi yıllık varlığı, bir galerinin vizyonunun yanı sıra koleksiyonerler, sanatçılar ve kurumlarla birlikte örülen ortak bir hafızayı temsil ediyor. Minimalizmin ve soyut düşüncenin dingin gücünü korumayı başaran galeri, geçmişini kutlarken geleceğin sanat söylemine odaklanmayı sürdürüyor.






