
Geçtiğimiz günlerde İthaki’den sunulan Gökhan Gençay’ın protokolü Boşluğun Çağrısı yankısını sürdürüyor.Yazar daha evvel “Benim Kanım” ve “Melek Yüz” ile okurun aklında yer edinmişti. Şimdi ise “Boşluğun Çağrısı” ile iyi/kötü karşıtlığı derdine düşmeden bir var olma meselesini ele almış.
Sayfalar tekinsiz ve mutsuz bir havada açılıyor, evet hayat gibi. Romanın sunuşunda Mete karakteri ile birlikte hepimizin insanlık duvarlarına spray boyalarla çeşitli sloganlar yazılıyor. En önemlisi de “Var olan her şey yıkılmayı hak ediyor!” İnsanın beyhude yaşam mücadelesi içinde ruhsal acı eşiğini arttırarak kendine ve kendi dışındaki tüm boşluğa katlanmasını açıyor yazar Mete ile. Komşular, ev dağınıklığı, kafa karışıklığı, arzular, karar netliği arasında gelip giden bir ruh hali kargaşasının atmosferiyle açılan roman; Sıfır etkisi ile şekillenmeye devam ediyor.
Hiç olmaktan geldiğini ve her boyut ile felsefede hiç olacağını unutan kişilere “hiç” kavramının etrafından dolaşmayıp direkt olarak anlatan Gençay; Sıfır ile hayat döngüsü tamamen değişen hayatlara mercek tutarken kendimizi “izleyen” konumunda buluyoruz. Hayat döngüsü çoktan değişmiş olanlara ise tanıklık ederken büyük şaşkınlıklar yaşayarak kişileri anlamaya çabalıyoruz. Sıfır’ın koca bir gizem perdesi ardında “online” insan avına başlaması av/avcı heyecanını kanımıza karıştırıyor. Kendine inanan, içten içe “hiç”e kavuşmayı bekleyen bir takım yaşayan ölülerden kendine sözde teba kuran Sıfır ile Mete’nin yolları kesişiyor. Atmosferdeki tekinsizlik ile huzursuzluk birbirine karışıyor. Kafa sesleri susuyor, itaat bekleyen biri ve itaat eden ve bunu neden yaptığından dahi emin olduğuna kararsız itaat edenler kalıyor. Ufak hayat öyküleri, kişilik beliklerine yapılan toplu saldırılar, toplumu sarsan eylem dalgaları… Hepsi bir hiç uğruna m? Bizler güdüleri doğrultusunda hareket eden, içten içe etmek isteyen bir güruh olarak romanın bu aksiyonu da genel atmosfere destekleyici oluyor. Bu bağlamda Gençay’ın bize hatırlattığı en önemli şey gizem ve gizemin getirdikleri oluyor. Gösterme toplumunda çehrelerin, varlıkların ve hislerin dahi paylaşıldığı bugünümüzde gizem bir ana karakter olarak nefesini ensemizde hissettiriyor.
Huzursuz, agresif, karanlık başlayan roman, Sıfır’ın hiçlik vurgusu ile kendisine inananlar topluluğu inşa ediş anları ile tanıtılıyor ve sonrasında kimliksiz bırakılan bu “insancık”ların Sıfır’ın hedefi doğrultusunda nasıl “hiç”lendiklerinin bir gösterisine dönüşüyor.
Gençay’ın romanı ilerlerken kendisinin eleştirel bakışına ve görüsüne daha net şahit oluyoruz. Gazetecilik, hırs, alt kültürde kadın imgesi, güzellik imajı, plastik üst kültür, para ile elde edilen erk ile ne yapacağını bilemeyen erkeklik, insanın “-izm” inancı, boşluğa yüklenen anlamlar… Tüm bunlar henüz romanın başında bizi içine alırken Sıfır gibi sözde güçlü olup kar maskesi altında güçlenen ve saklanan bir adamın gizini açığa çıkaran “sıradan” kadının oyunu ile avcının av olması okuyucuyu da heyecanlandırıyor. Polisiye sayılabilecek bir hedef meselesi, yer yer tanıdık kalıplarda kendini inşa ediyor. Esprili, eleştirel ve gerçek. Üstelik yazarın en büyük sürprizi karanlık ve aksiyon dolu bir filmi size izletir gibi simematik bir gösteri yaratmış olması.
Yazarın önceki kitaplarını okuyanlar için muhakkak ki bu kurgu sertlik seviyesinde en üstlerde olmayacaktır. Fakat yazarla tanışmak için Boşluğun Çağrısı’na yanıt vermek gerekir. Çünkü Gençay’ın kan ya da ölüm gibi kavramları yok oluş meselesinin altını çizmek için değil; aksine ölümlü bedenlerimizin ve kırılgan, üzgün ruhlarımızın yaşam karşısında acizliğini hatırlatmak için kullandığını anlamak gerekiyor.
“Sistem”e karşı olup kendi içinde sistem kuran Sıfır, ve destekçilerine de yine bir eleştiri var yazarından: bir eylem yaparken eleştirdiğin şeyin sistem çarkına hizmet ettiğinde sen de “onlardan”sın. Ve eylem gerekçelerinin bir anlamı kalmıyor sonuç karşısında. Günümüzde büyük laflar söylemenin önemli kişi olma yanılgısına ayna tutan bu kurgu karşısında kişi dönüp kendine bakma isteği duyuyor. Romanın meselesi yok etmek ve yok olmaktan öte var olmak ve bir şey olmak şeklinde kendini belli ediyor. Tek düze kıyafetler içinde de tekinsiz kokuların peşinden giden karakterler sayesinde tüm bölümlere yayılan bu ana temayı okuyoruz. Aşkın, çaresizliğin, kendinden vaz geçişin, bir şeye ve birine inanmanın, hiç olmanın, hiç kalmanıın, gerçeğin ve avcılığın sistematik bir otopsisi Boşluğun Çağrısı.
Okumadan önce unutun, unuttuktan sonra okuyun.