
Turkuaz bir deniz, bembeyaz kumsallar ve tropikal ormanlar… İlk bakışta Hint Okyanusu’nun ortasındaki Mayotte Adası tam bir yeryüzü cenneti gibi görünebilir. Ancak fotoğrafçı Aymane Alhamid’in kamerası, bu büyüleyici manzarayı bambaşka bir algıyla büküyor: Kusursuz ama çıkışı olmayan estetik bir hapishane. Sanatçının Captives of Liberty adlı yeni serisi, adadaki gençlerin kimliksizlikten zoraki evliliklere uzanan sıkışmışlık hikayelerini betimliyor. Bizde bu kusursuz çalışmayı no-26 sayfalarına taşıyoruz.
Analog olarak çekilen ve karanlık odada elle basılan bu fotoğraflar, zamansız bir dokuya ve göz alıcı, canlı renklere sahip. Alhamid, adanın parıltılı renklerini özellikle ön plana çıkardığını çünkü bu canlılığın, arkadaki karanlık gerçeklikle tezat oluşturmasını istediğini söylüyor. Proje, Paris merkezli mimar Julia Daka’nın kurduğu ve adadaki gençlerin sanat yoluyla ufuklarını genişletmeyi amaçlayan kâr amacı gütmeyen kuruluş Sadaka ortaklığıyla hayata geçmiş. Ramazan ayı boyunca sokaklarda karşılaştıkları gençlerle çalışan ikili, adanın o boğucu tecrit hissini içeriden bir bakışla belgeliyor.
Mayotte bir Fransız denizaşırı toprağı; dolayısıyla burada doğanlar teorik olarak Fransız vatandaşı sayılıyor. Ancak ada, büyük bir takımadanın sadece bir parçası ve adalar arası yoğun göç nedeniyle tekinsiz bir bürokratik arafta duruyor. Hayatlarının neredeyse tamamını burada geçiren birçok genç, 18 yaşına bastıkları an vatandaşlık haklarından mahrum bırakılıyor.
Vatandaşlık alamayan bu gençler ne ehliyet alabiliyor ne üniversiteye gidebiliyor ne de yasal bir işte çalışabiliyor; üstelik her an sınır dışı edilme riskiyle yaşıyorlar. Alhamid, sergideki genç erkeklerin toplumdan dışlanma biçimlerini onların fiziksel güçleri üzerinden sembolize ediyor. Sahilde, kasvetli bir okyanus ufkunun önünde vücut geliştiren bu gençler, adeta kapalı bir cezaevindeymişçesine enerjilerini spora akıtıyor. Arkalarındaki muazzam doğa, bir özgürlük alanı değil, kaçacak hiçbir yeri olmayan çorak bir sınıra dönüşüyor.
Fransa, Mayotte’u resmi olarak Paris veya Lyon ile aynı idari statüde tutsa da, adadaki yaşam standartları anakaranın fersah fersah gerisinde. Temiz suya erişim o kadar büyük bir sorun ki, adalılar günlük su ihtiyaçlarını stoklayarak yaşamak zorunda kalıyor. Hatırlanacağı üzere, 2025 yılında adayı yerle bir eden büyük kasırganın ardından Fransız hükümetinin gösterdiği yetersiz ve hantal refleks ciddi eleştirilere maruz kalmıştı. Üstelik hükümet, Mayotte’ta doğan çocukların Fransız vatandaşlığı almasını zorlaştıracak yeni yasal kısıtlamalar üzerinde çalışmaya devam ediyor.
Ekonomik sınırların ve uçak bileti fiyatlarının yarattığı bu mutlak yalıtılmışlık, gençlerin kişisel ve duygusal ilişkilerini de kaçınılmaz olarak zehirliyor.
Adada sırf vatandaşlık kağıdı alabilmek için yapılan sayısız anlaşmalı evlilik mevcut. Mayotte o kadar küçük bir yer ki, Alhamid bu durumu sarsıcı bir metaforla açıklıyor:
“Eğer tüm hayatınızı tek bir odada geçirmek zorunda kalırsanız, bir süre sonra o odadaki tek insanı ‘hayatınızın aşkı’ sanmaya başlarsınız. Çünkü tanıyabildiğiniz başka kimse yoktur. Sonunda çok büyük ve pahalı düğünler yapıyorlar ama günün sonunda birbirini hiç sevmeyen çiftler kalıyor geriye.”
Alhamid’in kadrajındaki çiftler, izleyiciye oldukça muğlak bir romantizm hissi veriyor. Bir fotoğrafta bir kadın sevgilisinin kollarına doğru kaykılırken, ikisinin de yüzünde hiçbir ifade okunmuyor; birbirlerinin gözlerinde mi kaybolmuşlar yoksa tamamen başka bir dünyayı mı düşünüyorlar, kestirmek imkansız. Bir diğer karede, yanyana koltukta oturan bir çift, bedenleri kaskatı bir şekilde doğrudan kameraya bakıyor. Ortaya çıkan şey, iki kişiyle birlikteyken yaşanabilecek en derin yalnızlık anı.
Captives of Liberty, coğrafyanın sadece bedenleri değil, ruhları ve duyguları da nasıl esir alabileceğini gösteren, parıltılı ama hüzünlü bir görsel manifesto.