
Londra, Bermondsey’deki White Cube koridorlarında yürürken, alışık olduğumuz o steril, sınırları keskin galeri hissi bir anda yok oluyor. Son otuz yıldır resim sanatının ne olduğunu, nerede başlayıp nerede bittiğini radikal bir şekilde sorgulayan Katharina Grosse, Birleşik Krallık’taki bu en kapsamlı şovuyla karşımızda: I Set Out, I Walked Fast. Grosse için resim yapmak, tuvalin ahşap kasnağına ya da bir duvarın iki boyutlu yüzeyine hapsedilecek bir eylem değil. Onun dünyasında boya; sanatçının, mekânın ve izleyicinin bir araya geldiği geçici bir ekoloji. Renkler mimarinin, nesnelerin ve yeryüzünün üzerinde özgürce akıyor, fiziksel dünyanın kıvrımlarına tutunuyor. Mayıs sonuna kadar devam edecek olan bu sergi, kronolojik bir imza taraması sunmak yerine, sanatçının tabiriyle poly-perspectival bir evren kuruyor.
Katharina Grosse, 1990’ların sonundan beri akrilik pigmentleri ve endüstriyel bir püskürtme tabancasını ana enstrümanı olarak kullanıyor. Bu teknik, tuvalde sadece bir imge bırakmakla kalmıyor; boyama esnasında sanatçının kendi bedeninin hareketini, hızını ve nefesini de yüzeye kaydediyor. Püskürtme tabancası, Grosse’nin fiziksel sınırlarını gözünün görebildiği en uzak noktaya kadar esnetmesine olanak tanıyor.
Zaman kavramını da doğrusal değil, dikey bir süreç olarak ele alıyor sanatçı:
“Beni büyüleyen şey bir devamlılık değil; süreç içinde doğan yeni fikirlerin hem geçmişte yaptıklarınızı hem de gelecekte yapacaklarınızı aynı anda, her iki yöne doğru da etkilemesidir.”
Serginin başlığı, Charlotte Brontë’nin ölümsüz eseri Jane Eyre’den (1847) ödünç alınmış. Grosse, Yeni Zelanda’daki stüdyosunda bu romanı yeniden okurken, Jane’in kendi döneminin bir kadını olarak sürekli hareket halinde olmasından ve sadece yürüyerek hikayeyi ileriye taşımasından etkilenmiş. Tıpkı Jane’in adımları gibi, Grosse’nin farklı dönemlerden gelen resimleri de White Cube’un üç büyük salonunda birbirini tetikleyen birer olay örgüsü noktası işlevi görüyor.
North Gallery: Toprağın ve Bronzun Ortak Dili Salonun ortasında bizi devasa toprak yığınları, yere yarı gömülmüş bir tuval ve bronz bir heykel karşılıyor. Grosse, tüm bu amorf yapıyı tek bir sprey darbesiyle boyayarak sınırları eritiyor. Boya, bu engebeli ve öngörülemeyen arazide ayırt edilmeksizin ilerleyen bir beklenmedik misafir. Canlı renkler mekânı yok etmek yerine, onun halihazırdaki varlığını yapıbozuma uğratıyor. Grosse için renk, bir şeyi sembolize etmez veya tanımlamaz; o sadece algıya doğrudan etki eden, alanı deneyimleme biçimimizi altüst eden dönüştürücü bir güçtür.
9x9x9 Salonu: Yeni Zelanda Kayalıklarındaki Yalnızlık Müzenin bu ikonik alanında, sanatçının Yeni Zelanda’da, okyanus kıyısındaki bir uçurumun kenarında, dış dünyadan tamamen izole şekilde ürettiği iki metrelik devasa yeni işler yer alıyor. Fırtınaların, yakıcı güneşin ve elementlerin ortasında üretilen bu işler, ortadan ikiye bölünmüş koruyucu bir teknikle yapılmış. Sanatçı tuvalin bir yarısını kapatıp diğerini boyuyor, ardından süreci tersine çevirerek iki yakayı yumuşak bir eşikte buluşturuyor. Grosse bu resimleri doğrudan ve filtresiz olarak tanımlıyor; burası bir resim alanı değil, başlı başına bir mekân.
Güney Galerisi (South Gallery): Arşivin Senkronizasyonu Grosse’nin manzaralar olarak adlandırdığı panoramik büyük ölçekli arşiv işleri burada ilk kez yan yana geliyor. Aralarında 15 yıl olan ya da eski enstalasyonlardan devşirilen tuvaller tek bir odada senkronize ediliyor. 2015 tarihli isimsiz serideki şablon kullanımı, net çizgiler ile sisli boya püskürtmelerinin çatışmasını gözler önüne seriyor. Sanatçının dünyasında tuvalin bittiği o keskin kenar, asla bir son değil; her zaman değişime açılan bir davettir.
Katharina Grosse’nin sergisi, önceden planlanmış bir yapıya uymak yerine, resmi açık ve üretken bir sistem olarak deneyimlememizi sağlıyor. Hayatın tam da yaşandığı andaki dinamizmine, yaşama enerjisine ve karşımıza çıkan her neyse onunla karşılaşmaya hazır olmaya dair devasa bir manifesto bu. Mayıs’ın son günlerindeyiz ve Londra seyahatinizde bu renk istilasına uğramak için elinizi çabuk tutmanız gerekiyor.
📍 Yer: White Cube Bermondsey, 144–152 Bermondsey Street, Londra SE1 3TQ
🗓️ Sergi Tarihleri: 31 Mayıs 2026 (Kapanıyor!)






