
Münih’in o düzenli, bazen fazla kusursuz sokaklarında yürürken, Theresienstraße’deki Knust Kunz Gallery Editions’ın kapısından içeri girmek bana her zaman güven veren bir deneyim olmuştur. 1982’den bu yana baskı ve edisyon dünyasının en köklü, en bilinçli savunucularından biri onlar. Bugüne kadar Georg Baselitz, Per Kirkeby veya A.R. Penck gibi Avrupa’nın ağır toplarının grafik dünyasını nasıl titizlikle sunduklarını çok iyi biliyoruz. Ancak bu kez rotayı, Amerikan modernizminin en entelektüel, en ağırbaşlı isimlerinden birine, Robert Motherwell’e çeviriyorlar ve ortaya zihni kışkırtan, incelikli bir seçki çıkıyor.
Motherwell’in hikâyesi, o bildiğimiz asi ve kaotik ressam klişelerinden çok uzaktır. 1915 doğumlu bu adam; Stanford’da felsefe, Harvard’da sanat tarihi okuyup zihnini tıka basa doldurduktan sonra sanata yönelmiş gerçek bir deha. Sürrealizmin o meşhur otomatizm yöntemini alıp, fırçasının ucunda muazzam bir Amerikan Soyut Dışavurumculuğuna dönüştürmeyi başarmıştı. Özellikle o devasa, siyah-beyaz fırça darbelerinden oluşan Elegies to the Spanish Republic dizisi, bugün bile 20. yüzyıl sanatının en sarsıcı görsel hafızalarından biri olarak aklımızın bir köşesinde asılı duruyor.
Serginin Game of Chance başlığı ise rastgele seçilmiş havalı bir isim değil; doğrudan sanatçının üretim pratiğindeki o ince çizgiye, kaza ile kasıt arasındaki o tuhaf uzlaşmaya işaret ediyor. Galeride dolaşırken, Motherwell’in kariyerindeki en meşhur serilerden biri olan Open dizisinin nasıl ortaya çıktığını anımsamadan edemedim. Küçük bir tuvalin, atölyede rastgele büyük bir tuvale yaslanmasıyla ortaya çıkan o tesadüfi gölgeyi ve formu fark ettiğinde; bunu basit bir kaza olarak geçiştirmemiş, o şeklin izini sürmüş, onu çizmiş ve bu küçücük tesadüften koca bir dönem yaratmıştı. İşte Motherwell usulü tesadüf tam da budur: Kaza bulunur, üzerine gidilir ve acımasız, disiplinli bir kurala, bir çalışma biçimine dönüştürülür.
Açıkçası Motherwell’i Knust Kunz’un o uzmanlaştığı baskı formatında izlemek bence kusursuz bir tercih. Amerikan Soyut Dışavurumculuğu’nun o insanı ezen devasa, tiyatral sahnelerinden sıyrılıp; sanatçının zihnine, düşünce sürecine çok daha mahrem bir pencereden bakma fırsatı buluyorsunuz. O dev boyutlu kaza ve kasıt oyunları, bu küçük ölçekli edisyonlarda çok daha okunabilir, çok daha çıplak bir hâle bürünüyor.
Münih taraflarındaysanız, tesadüfün kuralla kurduğu bu muazzam dansa şahit olmak ve Amerikan modernizminin felsefi köklerine inmek için Knust Kunz’a mutlaka uğrayın derim.
(Knust Kunz Gallery Editions, Theresienstraße 48, Münih’te ziyaret edilebilir.)






