
Viyana’nın sanat dolu sokaklarında, Galerie Krinzinger’deyiz. Nevin Aladağ’ın ses heykellerinin yankıları galeri mekanında dolaşırken, bizi zihnimizin sınırlarını zorlayan yepyeni bir evren daha karşılıyor. Çağdaş sanatçı József Csató, 25 Nisan 2026 tarihine kadar sürecek olan “the most mercyful thing” (En Merhametli Şey) başlıklı sergisiyle, anlayabildiklerimiz ile kavrayışımızın ötesinde kalanlar arasındaki o tekinsiz gerilimi tuvale döküyor.
“Dünyadaki en merhametli şey… insan zihninin tüm içeriğini birbiriyle ilişkilendirememesidir.” — H.P. Lovecraft
Korku ve kozmik dehşet ustası Lovecraft’ın bu meşhur sözü, Csató’nun eserlerinin tam kalbinde yankılanıyor. Tek bir yüzey üzerinde; antropomorfik figürler, bitkiler, kemikler, mantarlar, meyveler ve lambalar hem son derece oyuncu hem de şifreli bir şekilde etkileşime giriyor. Ne tamamen soyut ne de katı bir şekilde figüratif olan bu bitkisel ve amorf varlıklar, izleyiciyi aynı anda hem çok tanıdık hem de tamamen yabancı, tuhaf bir dünyanın içine çekiyor.
Csató’nun kurguladığı bu organik ve hareketli varlıklar, adeta kendi içlerinde bir lejyon oluşturuyor. Friz benzeri tuvaller boyunca bir geçit törenine, bir isyana veya kolektif bir ritüele katılıyormuşçasına yan yana diziliyorlar.
Tablolara yakından baktığınızda o absürt ama büyüleyici anatomileri fark ediyorsunuz: Yüksek topuklu çizmelerin uzuvlara dönüştüğü, palmiye ağacına benzeyen kafaların vazo biçimli burunlara sahip bedenlerin üzerinde sallandığı, satir bacaklarının ve sarkan kolların birbirine karıştığı melez bir soyağacı… Bu figürler, uzak bir geçmişe ya da tamamen kurgusal, spekülatif bir geleceğe ait olabilecek bir “atalar galerisi” gibi karşımızda dikiliyor.
Bu kolektif hareket hissi, sanat tarihinin çok daha eski sayfalarına güçlü bir selam çakıyor. Tıpkı Viyana’daki Kunsthistorisches Museum’da sergilenen ve M.Ö. 420’lere tarihlenen Atina’daki Ilissos Tapınağı frizlerinde olduğu gibi, Csató’nun resimlerindeki figürler de yüzey boyunca sürekli bir ilerleme ve hareket halinde.
Taşlara kazınmış o antik figürlerin anlatı ile süsleme arasında sıkışıp kalmış dinamizmi, Csató’nun Even better times (Daha da iyi zamanlar) gibi eserlerinde yeniden vücut buluyor. Figürler, düzlem boyunca kesintisiz bir ritimle açılıyor; zaman içinde asılı kalmış olmalarına rağmen müthiş bir enerjiyle yükleniyorlar. Bu görsel geçit töreninin içinde devasa bir anlatı veya sayısız mini hikaye yatıyor; ancak bu hikayeler hiçbir zaman tamamen ve net bir şekilde okunabilir olmaya tenezzül etmiyor.






