
Galerie Christian Lethert’in modern boşluğuna adım attığınızda, sizi karşılayan sadece bir resim sergisi değil, ışığın maddeyle girdiği tehlikeli ve tutkulu bir flörttür. Apartman No:26’nın bu katında, pencerelerden sızan fotonlar Daniel Lergon’un elinde birer fırçaya dönüşüyor. Sanatçı, 6 Mart’tan itibaren bizi ışığın yansıyan kumaşlar, oksitlenen metal yüzeyler ve neon sarı kanvaslar üzerindeki o tekinsiz tepkimelerine şahitlik etmeye davet ediyor. Lergon’un dünyasında zemin, sadece boyanın üzerine sürüldüğü pasif bir alan değil; şeffaf cilalarla parlayan, kimyasal reaksiyonlarla yaşayan ve neredeyse saydam katmanlarla nefes alan yüklü bir enerji sahası. Eğer siz de sanatın sadece bakılan değil, ışığın açısıyla beraber sürekli yeniden kurulan bir deneyim olduğunu düşünüyorsanız, bu odaların her köşesinde farklı bir görsel potansiyel keşfedeceksiniz.
Sanatçının kullandığı yansıtıcı kumaşlar ve oksitlenen metaller, apartmanımızın kazan dairesindeki o ham, endüstriyel enerjiyi hatırlatsa da, neon sarı tuvaller üzerindeki pigmentler bizi geleceğin dijital estetiğine fırlatıyor. Lergon, malzemeyi adeta bir simyacı gibi işleyerek, ışığın yüzeyle kurduğu o karşılıklı etkileşimi bir oyun alanına çeviriyor. Resimler, sizin baktığınız noktaya göre kimlik değiştiriyor; bazen metalin soğuk oksitlenmesinde zamanın izini sürerken, bazen de lake yüzeylerin parlaklığında kendi yansımanızı aratıyor. Her bir tuval, ışık ve yüzeyin birbirini tetiklediği, izleyicinin hareketiyle tamamlanan birer canlı organizma gibi.
Bu sergi, 24 Nisan 2026’ya kadar sürecek olan, maddeselliğin ışıkla olan o şiirsel ve teknik mücadelesinin bir dökümü niteliğinde. Köln’ün gri havasına inat, bu galerideki kimyasal ışıltı size ihtiyacınız olan o görsel uyanışı vaat ediyor. Apartman No:26’nın bu katından ayrılmadan önce, ışığın açısını değiştirerek bu resimlerin nasıl “konuştuğuna” kulak verin.






